Kur’ân’ı Ana Hatlarıyla Tanıyalım
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt Konu)
Amaç
• Kur’ân’ın neden "Kelâmullah" unvanını en yüksek mertebede hak ettiğini; Arş-ı Âzam ve İsm-i Âzam’dan gelen küllî bir hitap olması hasebiyle anlar.
• Kur’ân’ın hem bir şeriat hem dua hem hikmet hem de zikir ve fikir kitabı olarak insanın tüm manevî ihtiyaçlarına cevap veren kapsamlı (cami) yapısını fark eder.
• Kur’ân’ın altı cihetinin nur, hidayet ve delillerle kuşatılmış sarsılmaz bir bütün olduğunu idrak eder.
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
• Cümle Oluşturma: Dağınık verilen veya metinden süzülen kavramların anlamlı ve konuya uygun bir bütünlük oluşturacak şekilde bir araya getirilmesidir.
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Giriş: Güdüleme ve Beyin Fırtınası
- • Öğrencilere şu sorular yöneltilir: "Kâinatın yaratıcısı insanla konuşmak isteseydi, bu kelâmın özellikleri neler olurdu?", "Sonsuz bir ilimden gelen bir kitap, hangi meselelerden bahsetmelidir?".
- • Alınan özgün cevaplar tahtaya not edilir. Ardından ders metni dağıtılarak okunur ve öğrencilerin beklentileri ile metindeki tanımlar mukayese edilir.
- Gelişme: Metin Analizi ve Kavramlaştırma
- • Kur’ân’ın; "İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi" ve "esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı" olduğu vurgulanır.
- • Metindeki "Arş-ı Âzam’dan gelme" vurgusu incelenerek, ilhamat ile Kelâmullah arasındaki külliyet farkı üzerinde durulur.
- • Cümle Kurma Etkinliği: Öğrencilerden metindeki "kütüphane", "harita", "ferman" ve "tercüman" gibi anahtar kelimeleri kullanarak Kur’ân’ı tek bir cümle ile tanımlamaları istenir. Kurulan bu cümleler sınıfta müzakere edilerek pedagojik doğruluğu denetlenir.
- Sonuç: Özetleme
- • Kur’ân’ın meyvesinin "Rahmet-i Rahmân" ve makamının "makbul-ü melek ve ins ve can" olduğu belirtilerek dersin ana fikri toparlanır.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
BİRİNCİ CÜZ
Kur’ân nedir, tarifi nasıldır?
Elcevap: On Dokuzuncu Söz’de beyan edildiği ve sair Sözlerde ispat edildiği gibi,
Kur’ân,
• şu kitab-ı kebîr-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi;
• ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi;
• ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri;
• ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlâhiyenin manevî hazinelerinin keşşafı;
• ve sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı;
• ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı;
• ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi;
• ve şu İslâmiyet âlem-i manevîsinin güneşi, temeli, hendesesi;
• ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası;
• ve zat ve sıfât ve esma ve şuun-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı;
• ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi;
• ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyet’in mâ ve ziyası;
• ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi;
• ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi;
• ve insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hâcât-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitab-ı mukaddestir.
• Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefa ve muhakkikînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, her birindeki meşrebin mezakına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve her bir mesleğin mesakına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semavîdir.
İKİNCİ CÜZ VE TETİMME-İ TARİF
Kur’ân Arş-ı A’zamdan, İsm-i A’zamdan, her ismin mertebe-i a’zamından geldiği için On İkinci Söz’de beyan ve ispat edildiği gibi,
Kur’ân,
• bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla, Allah’ın kelâmıdır;
• hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla, Allah’ın fermanıdır;
• hem bütün semavat ve arzın Hâlık’ı namına bir hitaptır;
• hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir;
• hem saltanat-ı amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir;
• hem rahmet-i vâsia-i muhita nokta-i nazarında, bir defter-i iltifatat-ı Rahmaniyedir;
• hem ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazen şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır;
• hem İsm-i A’zamın muhitinden nüzul ile, Arş-ı A’zamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir.
Ve şu sırdandır ki, “Kelâmullah” ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş ve daima da veriliyor.
Kur’ân’dan sonra, sair enbiyanın kütüb ve suhufları derecesi gelir.
Sair nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise; bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz’î bir ünvan ile, hususî bir tecellî ile, cüz’î bir isim ile ve has bir rububiyet ile ve mahsus bir saltanat ile ve hususî bir rahmet ile zâhir olan ilhamat suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.
ÜÇÜNCÜ CÜZ
Kur’ân, asırları muhtelif bütün enbiyanın kütüblerini ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmâlen tazammun eden ve cihât-ı sittesi parlak ve evham u şübehatın zulümatından musaffa ve nokta-i istinadı bilyakîn vahy-i semavî ve kelâm-ı ezelî ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe halis hidayet, üstü bizzarure envâr-ı iman, altı biilme’l-yakîn delil ve bürhan, sağı bittecrübe teslim-i kalp ve vicdan, solu biayne’l-yakîn teshir-i akıl ve iz’an, meyvesi bihakka’l-yakîn rahmet-i Rahman ve dâr-ı cinan, makamı ve revacı bilhads-i sâdık makbul-ü melek ve ins ü can bir kitab-ı semavîdir.
(Sözler, s. 409-411, Yeni Asya Neşriyat, Nisan-2023)
***
(2) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(3) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
3. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
