Tevhid Delillerinden Semavat Delili
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt Konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- MADDELEME
- Örnek:
- • Sınıf, 3/4/5 er kişilik gruplara ayrılır.
- • Her gruba “Tevhid Delilleri” başlıklı metin ve yeterli sayıda yapışkan kâğıt verilir.
- • Gruplar birlikte çalışarak metne göre Allah’ın birliğini, haşmetini, azametini maddelerler.
- • Maddelerden her birini yapışkan kâğıtlara yazarlar.
- • Etkinlik sonunda gruplar yazdıkları maddeleri tahtada kendilerine ayrılan bölüme yapıştırır.
- • Gruplar yazdıkları maddeleri tahtada okurlar.
- SOKRATİK TARTIŞMA
- • Öğretmen öğrencilere aşağıda örnek olarak verilen tarzda sorular sorarak “nelerin bilindiğiniortaya koyma”, “doğurtma/buldurma” amaçlarını gerçekleştirmeye çalışır.
- Nelerin Bilindiğini Ortaya Koyma
- • Memleket ne demektir?
- • Memleketin nasıl, ne gibi özellikleri vardır?
- • Bu özellikler kendi kendine olmuş olabilir mi?
- • Bunu düşünebilmek için başka hangi bilgilere ihtiyaç duyarız?
- • Arkadaşının bu itirazına nasıl cevap verirsin?
- Doğurtma/ Buldurma
- • İnsan için küçük bir saray, memleket diyebilir miyiz?
- • Kâinata büyük bir saray diyebilir miyiz?
- • Bundan ne sonuç çıkarılabilir?
- En küçük zerreden kainattaki en büyük yıldızlara kadar her şeyin tek bir sahibi olduğu ve bu sahibin varlığının zaruri olduğu sonucuna ulaşılabilir.
- • Öğrencilere cevap vermeden önce düşünme fırsatı verilir. Sözleri kesilmeden cevap verebilmelerine imkan sağlanır.
- • Tüm öğrencilerin tartışmaya katılması sağlanır.
- • Öğrenciler olabildiğince kısa ve net bir şekilde kendilerini ifade etmeye gayret ederler. Monolog oluşmasına izin verilmez.
- • Akran sorgulaması teşvik edilir.
- • Konu dışına çıkılmıyor ve istenilen yönde ilerleme oluyorsa öğrencilerin birbiriyle konuşmalarına, tartışmalarına ve soru sormalarına izin verilir.
- • Sokratik yaklaşımın temel ilkelerinden biri, kanıt ve mantık kullanarak bir fikir birliği sağlamaktır. Bu nedenle sorgulama sürecinde ortak kararlara ulaşmak amaç olmalıdır.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Evet bu dünya memleketine ve misafirhanesine gelen herbir misafir, gözünü açıp baktıkça görür ki: Gayet keremkârane bir ziyafetgâh ve gayet san’atkârane bir teşhirgâh ve gayet haşmetkârane bir ordugâh ve talimgâh ve gayet hayretkârane ve şevkengizâne bir seyrangâh ve temaşagâh ve gayet manidarâne ve hikmetperverâne bir mütalaagâh olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve bu kitab-ı kebîrin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken; en başta göklerin nur yaldızı ile yazılan güzel yüzü görünür: “Bana bak, aradığını sana bildireceğim!” der. O da bakar görür ki:
Bir kısmı arzımızdan bin defa büyük ve o büyüklerden bir kısmı top güllesinden yetmiş derece sür’atli yüzbinler ecram-ı semaviyeyi direksiz düşürmeden durduran ve birbirine çarpmadan fevka’l-had çabuk ve beraber gezdiren, yağsız söndürmeden mütemadiyen o hadsiz lâmbaları yandıran ve hiçbir gürültü ve ihtilâl çıkartmadan o nihayetsiz büyük kütleleri idare eden ve Güneş ve Kamer’in vazifeleri gibi, hiç isyan ettirmeden o pek büyük mahlukları vazifelerle çalıştıran ve iki kutbun dairesindeki hesab rakamlarına sıkışmayan bir nihayetsiz uzaklık içinde, aynı zamanda, aynı kuvvet ve aynı tarz ve aynı sikke-i fıtrat ve aynı surette, beraber, noksansız tasarruf eden ve o pek büyük mütecaviz kuvvetleri taşıyanları, tecavüz ettirmeden kanununa itaat ettiren ve o nihayetsiz kalabalığın enkazları gibi göğün yüzünü kirletecek süprüntülere meydan vermeden pek parlak ve pek güzel temizlettiren ve bir muntazam ordu manevrası gibi manevra ile gezdiren ve arzı döndürmesiyle, o haşmetli manevranın başka bir surette hakikî ve hayalî tarzlarını her gece ve her sene sinema levhaları gibi seyirci mahlukatına gösteren bir tezahür-ü rububiyet ve o rububiyet faaliyeti içinde görünen teshir, tedbir, tedvir, tanzim, tanzif, tavziften mürekkeb bir hakikat, bu azameti ve ihatatı ile o semavat Hâlıkının vücub-u vücuduna ve vahdetine ve mevcudiyeti semavatın mevcudiyetinden daha zahir bulunduğuna bilmüşahede şehadet eder manasıyla Birinci Makam’ın birinci basamağında:
(2) لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلَى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ السَّمٰوَاتُ بِجَمِيعِ مَا فِيهَا بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ التَّسْخِيرِ وَ التَّدْبِيرِ وَ التَّدْوِيرِ وَ التَّنْظِيمِ وَ التَّنْظِيفِ وَ التَّوْظِيفِ الْوَاسِعَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ
denilmiştir.
(Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 129-130)
***
Âlemin mecmuuna bakıyoruz; muntazam bir memleket, bir şehir, bir saray hükmünde âlî hikmetler, galî gayeler için mükemmel bir tanzimat görüyoruz. Otuzikinci Söz’ün Birinci Mevkıfında izah ve isbat edildiği üzere bir zerreden tut, tâ yıldızlara kadar zerre mikdar şirke yer bırakmıyor. Öyle birbirlerine manen münasebetdardırlar ki; bütün yıldızları müsahhar etmeyen ve elinde tutmayan, bir zerreye rububiyetini dinlettiremez. Bir zerreye hakikî Rab olmak için, bütün yıldızlara sahib olmak lâzım gelir. Hem Otuz İkinci Söz’ün İkinci Mevkıfında izah ve isbat edildiği üzere, semavatın halk ve tesviyesine muktedir olmayan, beşerin sîmasındaki teşahhusu yapamaz. Demek bütün semavatın Rabbi olmayan, birtek insanın sîmasındaki alâmet-i farika olan nakş-ı sîmavîyi yapamaz. İşte kâinat kadar büyük bir pencere ki; onunla bakılsa,
(3) اَللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ لَهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَ اْلاَرْضِ âyetleri, büyük harflerle kâinat sahifelerinde yazılı olduğu, akıl gözüyle de görülecek. Öyle ise: Görmeyenin ya aklı yok, ya kalbi yok veya insan suretinde bir hayvandır!
Sözler ( 682 )
***
(4) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(5) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur O öyle bir Vâcibü’l-Vücud’dur ki, vüs’at ve mükemmeliyeti bilmüşahede görünen teshir, tedbir, tedvir, tanzim, tanzif ve tavzif hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, semâvât bütün içindekilerle beraber Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.
3. Allah her şeyin yaratıcısıdır O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir • Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir (Zümer Suresi: 62-63)
4. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
5. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
