Şeytanların Yaratılış Hikmeti

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt konu)

Şeytanların Yaratılış Hikmeti

Amaçlar

Şeytanların ve şerlerin yaratılışındaki hikmeti açıklar, Şeytanın yaratılışı ve şerler ile insanın terakkiyatı arasında ilişki kurar.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

Beyin fırtınası, kar topu tekniği, slogan yazma

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • Beyin Fırtınası
  • • Dersten önce zihinleri hazırlamak için beyin fırtınası yapılır.
  • • “Şeytanların halk ve icadı ne içindir?” sorusu yöneltilir.
  • • Fikirler söylendiği sırada eleştirilmemeli, alay edilmemeli ve yönlendirme yapılmamalıdır.
  • • Ancak görüşlerin toplanması tamamlandıktan sonra değerlendirme yapılmalıdır.
  • Kar Topu Tekniği
  • • Öğrencilere “Cenab-ı Hak şeytanları ve şerleri halk etmiş, hikmeti nedir?” sorusu yöneltilir.
  • • Öğrencilere cevabı kendi kendilerine bulmaları için 3 dakika süre verilir.
  • • Daha sonra öğrenciler 2’şerli gruplandırılır. Soruyu aralarında tartışmaları için 2 dakika verilir.
  • • 2’li gruplardan 4’lü gruplar oluşturulur.
  • • 4’lü gruplardan 8’li gruplar oluşturulur.
  • • Öğrencilerin aralarından bir sözcü seçmeleri kararlaştırılır.
  • • Sözcüler konuyu tüm sınıf huzurunda özetler.

Ölçme ve Değerlendirme

Slogan Yazma
Şeytanın neden var olması ve bulunması gerektiği ile alakalı slogan yazılır. Her öğrenci sloganını paylaşır. Sloganlar değerlendirilir.

İlişkili Metinler

(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İkinci Sualiniz: “Şeytanların halkı ve icadı ne içindir? Cenab-ı Hak şeytanı ve şerleri halk etmiş; hikmeti nedir? Şerrin halkı şerdir, kabihin halkı kabihtir.”
Elcevap: Hâşâ, halk-ı şer şer değil, belki kesb-i şer şerdir. Çünkü halk ve icad bütün netaice bakar. Kesb, hususî bir mübaşeret olduğu için, hususî netaice bakar. Meselâ, yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var; bütünü de güzeldir. Sû-i ihtiyârıyla bazıları yağmurdan zarar görse, “Yağmurun icadı rahmet değildir” diyemez, “Yağmurun halkı şerdir” diye hükmedemez. Belki sû-i ihtiyârıyla ve kesbiyle onun hakkında şer oldu. Hem ateşin halkında çok fâideler var; bütünü de hayırdır. Fakat bazılar, sû-i kesbiyle, sû-i istimaliyle ateşten zarar görse, “Ateşin halkı şerdir” diyemez. Çünkü ateş yalnız onu yakmak için yaratılmamış. Belki o, kendi sû-i ihtiyârıyla, yemeğini pişiren ateşe elini soktu ve o hizmetkârını kendine düşman etti.
Elhâsıl: Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl kabul edilir. Eğer şerr-i kalîl olmamak için, hayr-ı kesîri intâc eden bir şer terk edilse, o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur. Meselâ, cihada asker sevk etmekte, elbette bazı cüz’î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Fakat o cihadda hayr-ı kesîr var ki İslâm, küffarın istilâsından kurtulur. Eğer o şerr-i kalîl için cihad terk edilse, o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra, şerr-i kesîr gelir. O, ayn-ı zulümdür. Hem meselâ, kangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir. Halbuki zâhiren bir şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesîr olur.
İşte kâinattaki şerlerin, zararların, beliyyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve icadları şer ve çirkin değildir; çünkü çok netaic-i mühimme için halk olunmuşlardır. Meselâ, melâikelere şeytanlar musallat olmadıkları için, terakkiyatları yoktur; makamları sabittir, tebeddül etmez. Keza, hayvanatın dahi, şeytanlar musallat olmadıkları için, mertebeleri sabittir, nâkıstır.
Âlem-i insaniyette ise, merâtib-i terakkiyat ve tedenniyat, nihayetsizdir; Nemrudlardan, Firavunlardan tut, tâ sıddıkîn-ı evliya ve enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakkî var.
İşte kömür gibi olan ervâh-ı sâfileyi, elmas gibi olan ervâh-ı âliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatiyle ve sırr-ı teklif ve ba’s-ı enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka açılmış. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidadlar beraber kalacaktı. A’lâ-yı illiyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddık’ın ruhu, esfel-i safilîndeki Ebu Cehil’in ruhuyla bir seviyede kalacaktı.
Demek, şeyâtîn ve şerlerin yaratılması, büyük ve küllî neticeye baktığı için, icadları şer değil, çirkin değil. Belki sû-i istimalâttan ve kesb denilen mübaşeret-i hususiyeden gelen şerler, çirkinlikler, kesb-i insana aittir; icad-ı İlâhîye ait değildir.
Eğer sual etseniz ki: “Bi’set-i enbiya ile beraber, şeytanların vücudundan ekser insanlar kâfir oluyor, küfre gidiyor, zarar görüyor. ‘El hükmü lilekser’ kaidesince, ekser ondan şer görse, o vakit halk-ı şer şerdir. Hatta bi’set-i enbiya dahi rahmet değil denilebilir.”
Elcevap: Kemiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok. Asıl ekseriyet, keyfiyete bakar. Meselâ, yüz hurma çekirdeği bulunsa, toprak altına konup su verilmezse ve muamele-i kimyeviye görmezse ve bir mücahede-i hayatiyeye mazhar olmazsa, yüz para kıymetinde yüz çekirdek olur. Fakat su verildiği ve mücahede-i hayatiyeye maruz kaldığı vakit, sû-i mizacından sekseni bozulsa, yirmisi meyvedar yirmi hurma ağacı olsa, diyebilir misin ki “Suyu vermek şer oldu, ekserîsini bozdu”? Elbette diyemezsin. Çünkü o yirmi, yirmi bin hükmüne geçti. Sekseni kaybeden, yirmi bini kazanan zarar etmez; şer olmaz.
Hem meselâ, tavus kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibarıyla beş yüz kuruş eder. Fakat o yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa; sekseni bozulsa, yirmisi yirmi tavus kuşu olsa, denilebilir mi ki “Çok zarar oldu, bu muamele şer oldu, bu kuluçkaya kapanmak çirkin oldu, şer oldu”? Hayır, öyle değil, belki hayırdır. Çünkü o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dört yüz kuruş fiyatında bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu kazandı.
İşte nev-i beşer, bi’set-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile, mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüz binlerle enbiya ve milyonlarla evliya ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneşleri, ayları ve yıldızları mukabilinde, kemiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ı muzırra nev’inden olan küffarı ve münafıkları kaybetti.
(Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2023, s. 55)
***

(2) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(3) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
3. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)

Modülü İndir (PDF)

Modül No. 370.pdf
Size: 163,20 KB

Modül Değişiklik Önerisi Formu
Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
Şeytanın yaratılışındaki hikmet
Free
Seviye
Seviye 2
Süre 40 dakika
Konu