Risale-i Nur’un Makbuliyeti
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt Konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik-1
- Kollegyumu yönetecek bir lider belirlenir.
- 3-5 kişilerden oluşan uzman grup ve tartışma grubu oluşturulur.
- Risale-i Nur’un makbuliyetine ilişkin hangi işaretler olduğuna yönelik uzman grubu metni kullanarak bir sunu hazırlar.
- Tartışma grubu ise metni kullanarak sorular hazırlar.
- Uzman grup sunumunu yapar.
- Tartışma grubu sorularını sorarlar.
- Paneli yöneten lider tartışmaları özetler.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
Kardeşlerim!
Bugünlerde biri Risaletü’n-Nur Talebelerine, diğeri bana ait iki mesele ihtar edildi. Ehemmiyetine binaen yazıyorum.
Birinci Mesele: Birinci Şuâda, iki üç ayetin işârâtında Risaletü’n-Nur’un sadık talebeleri imanla kabre gireceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat bu pek büyük meseleye ve çok kıymettar işarete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim, çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd, iki emare birden kalbime geldi.
(Kastamonu Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, 12. Mektup, s. 41)
***
Salisen: Madem bu hizmet münhasıran reyiniz ile değil, istihdam olunuyorsunuz; nasıl Mübelliğ-i Kur’ân Fahr-i Cihan Habib-i Yezdan Sallâllahü Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri bir gün ferman-ı [1]اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ celîlini tebliğ buyurmakla aynı zamanda vazife-i Risaletinin hitamına remzen işaret eylemişti. Muhterem Üstadın da hizmeti kâfi görülürse, bildirilir kanaatindeyim.
Rabian: Sözler hakkında bugüne kadar sükût edilmesi ve tenkide cür’et edilmemesi, ilânihaye bu halin devam edeceğine delil olamaz. Hâl-i hayatınızda muhtemel hücumlara evvelen ve bizzat zat-ı fazılâneleri cevap vereceksiniz.
Hamisen: Dünyayı unutmak isteseniz, başka hiçbir sebep olmasa dahi yalnız bu mübarek Sözler’e rabıta peyda eden insanların rica edecekleri izahatı vermek isteyecek ve cevapsız bırakmayacaksınız.
Sadisen: Allah için sizi sevenlere ve sizden istizahta bulunanlara yazdığınız pek kıymetli yazılarla meclis-i ilminizde takrir buyurduğunuz mütenevvi ve Sözler’e bile geçmeyen mesâil kat’iyetle gösteriyorlar ki: İhtiyaç da, hizmet de bitmemiştir.
Birkaç Maruzat: Nurlu Sözler’i cemaate okumak nasip olduğu zamanlarda, bende bazı hissiyat hâsıl oluyordu; şurada arza müsaadenizi rica edeceğim.
Evvelâ: Muhterem Üstadıma maruzatta bulunmak için kalemi elime aldığım zaman, ruhumda büyük bir inkişaf hissediyor ve ihtiyarsız kalemim o andaki muvakkat duygularıma tercüman olduğunu görüyorum.
Saniyen: Şöyle düşünüyordum; eğer yalnız adüvv-ü ekber olan nefsin hilesinden ve cin ve ins ve şeytanların mekrinden emin olayım diye herkes başını karanlığa çekse ve kendisi köşe-i nisyana çekilse veya çekilmek istese ve âlem-i insan ve âlem-i İslâm mühmel kalacak, kimsenin kimseye faydası olmayacak bir zaman olsa; ben din kardeşlerime bu nurlu hakikatleri iblâğ edeyim de Allahü Zülcelâl nasıl şe’n-i ulûhiyetine yaraşırsa öyle muamele eylesin. Nefsimi düşünmekten kat’-ı nazar etmeyi yine o zamanlarda çok faydalı görüyordum. Bundaki hikmet nedir?
Salisen: Esma-i Hüsna’dan Rahman ve Rahîm isimleri en a’zam mertebede olduklarından mı, yoksa başka sebep ve hikmetle mi بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ kelimesi içine dâhil olmuşlardır? Bu da mektubu yazarken kalbime geldi, ben de soruyorum.
Aziz ve Muhterem Üstadım!
Sizin vücudunuza yalnız bizler değil, bütün âlem-i İslâm muhtaçtır. Çünkü mü’minlerin imanına kuvvet veren, gafilleri uyandıran, dalâlete düşenlere rah-ı hidayeti gösteren, hükema-i felâsifeyi beht ve hayrette bırakan Kur’ân-ı Mübîn’den nebean ve lemeân eden o kudsî Sözler’in vücuduna vasıta oldunuz. Hemen Cenab-ı Erhamü’r-Râhimîn aziz Üstadımızı sıhhat ve afiyette daim ve ümmet-i Muhammed üzere kàim buyursun, âmin, bihürmeti Seyyidi’l-Mürselîn.
Hulûsî
(Barla Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, 1. Mektup, s. 51)
**
[Hulûsî Bey’in fıkrasıdır.]
Bu defa, Kenzü’l-Arş duasının feyzinden gelen İkinci ve Üçüncü Nüktelerle, zeylini hâvî mübarek mektubunuzu almakla cidden bahtiyarım. Bu âciz kardeşiniz, gelen mektubunuzun, gerek muhterem Üstadıma ve gerekse o havalideki kıymetli arkadaşlarıma olan tesiri bana ait olmadığına ve belki benim bir vasıta olduğuma delildir. Çok tecrübe ettim, zat-ı fazılânelerine mektup yazmak için, bazen üç kelimeyi bir araya getiremiyorum. Ekseriyetle gaybî bir zatın ifâdâtını zaptına kàdir olduğum kadar yazdığımı hissediyorum. Demek yazdırılıyor. Maamafih, vâki takdirleri, bir dua olarak telâkki ile teşekkür etmekteyim. Kur’ân hizmetini, dünyevî ve maddî menfaate sarahaten tercih eden Hüsrev namındaki kardeşimi tebrik ediyorum. Cenab-ı Hak, böyle Hüsrev’lerin adedini çoğaltsın ve daim arttırsın. Âmin.
(Barla Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, 123. Mektup, s. 160)
***
Geçen sene Barlalı, İstanbul ticaretinde bulunan Bekir Efendi’nin şeriki Mehmed Efendi vasıtasıyla bir mektup aldım. Mektup harika olarak bana göründü. Çünkü Hulûsî Bey, “Nuh Bey’le görüştüm” diye o mektupta bana yazıyor. Aynı mektupta kardeşim Abdülmecid de Molla Hamid’in selâm ve duasını bana yazıyor. Aynı mektupta Nurşin-i Süflâ’da Molla Abdülmecid’in yazısı ve imzası vardı. Fesübhanallah dedim. En ziyade sevdiğim bu insanların ayrı ayrı memlekette bulunmakla beraber, bir mektupta bunların içtimaları tevâfuklu bir levha-i temaşadır.
Bu sene yine o Mehmed Efendi Eğirdir’e gelmiş. Yine Nuh Bey’in aynı telgrafını, o zat bana getirdi. Fesübhanallah dedim. Nuh Bey’in lisan-ı hâli, güya Mehmed Efendi’ye “Dostum ben seninle beraber Üstadımla görüşeceğim” diyor, tahayyül ettim. Sonra yine o Mehmed Efendi’nin hizmetkârı Eğirdir’e gidip Mehmed Efendi’nin mektuplarını getirmiş. Yine Nuh Bey’in hediyeye ait, bana olan mektubunu getirdi. Dedim kat’iyen bu iş tesadüfî değil. Sonra mektubun müştemilâtına dikkat ettim. Tahmin ettim, Van’da Nuh Bey’in bana hazırladığı hediyeyi göndermek tarihinde, ben de aynı tarihte HÂŞIYE[2] aynı fiyatta bir hediye-i azîmeyi Nuh Bey’in namına Van’daki ihvanıma gönderiyordum. İşte bu iki tevâfuk, bana işarettir ki: Nuh ile Hamîd, talebelik ve kardeşlik için min tarafillâh intihab edilmişler. Çünkü tevâfuk bizim için bir emare-i tevfik-ı İlâhî olduğuna kanaatim gelmiş. Risalelerde tevâfukatın bazı numunelerini göreceksiniz.
(Barla Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, 119. Mektup, s. 154)
***
Kâtip Osman’ın Rüyasına Ait Bir Fıkrasıdır
Şaban-ı Şerif’in on beşinci, Cumartesi Leyle-i Berat gecesi rüyamda, büyük berrak, küçük bir deniz olan bir göl sahilinde İngiliz veyahut Alman’la biz, yani Türk hükümeti harp ediyormuş. Harp esnasında semadan bir karaltı zuhur etmeye başladı. “Acaba bu semadan inen nedir?” diye hepimizin nazar-ı dikkatini celb etti. Yakınlaştıkça bir insan ve sonra üzeri ihramlı yüzü bir parça esmer, başı beyaz ve büyük tülbentle sarılı bir kadın şeklini alarak, gölün ortasında, hemen ineceği zaman derhal oraya bir mermerden minber yapılarak minberin üzerine indi. Sonra, zat-ı âlinizden gelen umum mektupları okumaya başladı. Her iki tarafta sükûnet hasıl oldu. Okuduğu mektupları herkes can kulağıyla dinledi. Sonra nihayetinde “Evet, Hazret-i Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın ahkâm-ı şer’iyesince amel ederseniz yakayı kurtarırsınız. Eğer Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın ahkâm-ı şer’iyesine riayet etmezseniz, hepiniz mahv ü perişan olacaksınız” diye söyledi. Sonra evime geldim. Bizim Re’fet Beyle Rüşdü Efendi bizim eve geldiler, bendenize dediler: “Bu sırrı sen mi ifşa ettin? Bu mektuplar minber üzerinde okundu.” Bendeniz de cevaben, “Hayır kardeşlerim, bu sırrı siz anlamadınız mı? Bu gelen zat, semadan geliyor, bu mektupları oradan getiriyor. Ben kim oluyorum ki o havadisi oraya çıkarayım?” diye onlara söyledim. Sonra bunlara bir hediye ikram edeyim diye baktım, evimizin deliğinde dört top helva gördüm. Birisini birine, diğerini öbürüne ve iki tanesini de kendim yedim. Ağzım tatlı olarak uyandım.
İnşaallah Leyle-i Berat hürmetine ve duanız bereketiyle hakkımızda mübarektir. Lütfen tabirini beklemekteyiz.
Talebeniz
Kâtip Osman
(Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, s. 63)
***
Kâtip Osman’ın hakikatli rüyâsı elhak büyük bir hakikate işaret veriyor; çok mübarek ve müjdelidir. Rüşdü’nün rüyasında, Peygamberimizin (asm) emriyle Hazret-i Sıddık (ra) minberde Yirmi Dokuzuncu Söz’ü hutbesinde göstermesi gibi o gökten inen hûriye de lâhikayı hutbe olarak okuması, Risale-i Nur’un makbuliyetine güzel bir işarettir.
(Kastamonu Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, 56. Mektup, s. 100)
[1] Bugün sizin dininizi tamamladım. (Mâide Suresi: 3.)
[2] HÂŞİYE: Maddeten otuz liralık, manen belki üç yüz liralıktır.
