Risale-i Nur’da Müteşâbihât ve Te’vîl Usûlü
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Giriş: Maddi Algıdan Mecazi Hakikate (Örnek Gösterme)
- • Derse; "Sevr ve Hût" (Öküz ve Balık) örneğiyle başlanır. Bu temsilin fiziksel bir öküz/balık sanılmasının ilimden cehle geçişteki bir hata olduğu anlatılır.
- • Hz. Peygamber’in (asm) işittiği "70 yıl yuvarlanan taş" sesinin aslında bir münafığın vefatına işaret eden bir te'vîl olduğu örneği paylaşılır.
- Gelişme: Müteşâbih Şifreleri (Beyin Fırtınası ve Analiz)
- • Öğrencilere; "Derin manaları olan ayet ve hadisler neden muhkemat (açık hükümler) gibi herkes tarafından bilinemez?" sorusu yöneltilir.
- • Analiz: Kur'an aleyhindeki fennî Avrupa itirazlarının arttığı bir zamanda, Risale-i Nur’un bu müteşâbihâtın hakikî te’vîllerini yaparak imanları nasıl koruduğu incelenir.
- Sonuç: İlimde Rüsuh (Soru-Cevap)
- • Te'vîlin ne zaman anlaşılacağı (vukuundan sonra) ve râsih âlimlerin bu noktadaki "Âmennâ" (inandık) teslimiyeti vurgulanarak ders bitirilir.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Yedinci Asıl
Pek çok teşbih ve temsiller bulunuyor ki, mürur-u zamanla veya ilmin elinden cehlin eline geçmesiyle hakikat-i maddiye telâkki ediliyor, hataya düşer. Meselâ, “Sevr” ve “Hut” isminde ve âlem-i misalde sevr ve hut timsalinde, berrî ve bahrî hayvânat nâzırlarından iki melâiketullah, adeta bir koca öküz ve cismanî bir balık zannedilerek hadîse ilişilmiş.
Hem meselâ, bir vakit huzur-u Nebevîde derin bir ses işitildi. Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: “Bu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, tâ ancak bu dakika Cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür.” İşte bu hadisi işiten, hakikate vasıl olmayan, inkâra sapar. Halbuki, yirmi dakika o hadisten sonra kat’iyen sabittir ki, biri geldi, Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma dedi ki: “Meşhur münafık yirmi dakika evvel öldü.” Yetmiş yaşına giren o münafık, Cehennemin bir taşı olarak, bütün müddet-i ömrü tedennîde, esfel-i sâfilîne, küfre sukuttan ibaret olduğunu, gayet beliğane bir surette, Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm beyan etmiştir. Cenâb-ı Hak, o vefat dakikasında o sesi işittirip ona alâmet etmiştir.
(Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 381)
***
Beşinci Şua
İhtar: Evvelce Mukaddimeden sonra gelen Meseleler okunsun, tâ Mukaddimedeki maksat anlaşılsın.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
(2) فَقَدْ جَاۤءَ اَشْرَاطُهَا
âyetinin bir nüktesi, bu zamanda akîde-i avâm-ı mü’minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış. Âhirzamanda vukua gelecek hâdisâta dair hadîslerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur’âniye gibi, derin mânâları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez. Belki tefsir yerinde te’vil ederler.
(3) وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللهُ وَالرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ sırrıyla, vukuundan sonra te’villeri anlaşılır ve murat ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olanlar, (4) اٰمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا deyip o gizli hakikatleri izhar ederler.
(Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 608)
***
Birinci Şuâ
On Üçüncü Ayet: Sûre-i Âl-i İmran’da (5) وَمَا يَعْلَمُ تَاْوِيلَهُ اِلاَّ اللهُ وَالرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ
On Dördüncü Ayet: Sûre-i Nisâ’da, (6) لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ مِنْهُمْ Bu iki âyet bu asra da hususî bakarlar.
Birincisinin meâli gösteriyor ki: Ehl-i dalâlet müteşabihat-ı Kur’âniyeyi yanlış te’vilât ile tahrifine ve şüpheleri çoğaltmasına çalıştığı bir zamanda ilimde rüsuhu bulunan bir taife o müteşabihat-ı Kur’âniyenin hakikî te’villerini beyan edip ve iman ederek o şübehatı izale eder. Bu küllî mânânın her asırda mâsadakları ve cüz’iyatları var. Harb-i umumî vasıtasıyla, bin seneden beri Kur’ân aleyhinde terâküm eden Avrupa itirazları ve evhamları âlem-i İslâm içinde yol bulup yayıldılar. O şübehatın bir kısmı fennî şeklini giydi, ortaya çıktı. Bu şübehatı ve itirazları bu zamanda def eden, başta Risalei’n-Nur ve şakirtleri göründüğünden, bu âyet bu asra da baktığından, Risalei’n-Nur ve şakirtlerine remzen bakmakla beraber, ulema-i müteahhirînin mezhebine göre
(7) اِلاَّ اللهُ ’ta vakfedilmez. O halde makam-ı cifrîsi aynen (8) اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَيَطْغٰى ’nın makamı gibi bin üç yüz kırk dört ederek, Resâili’n-Nur ve şakirdlerinin meydan-ı mücahede-i mâneviyeye atılmaları tarihine tam tamına tevafukla onları da bu âyetin harîm-i kudsîsinin içine alıyor. Hem haşrin en kuvvetli ve parlak bir burhanı olan Onuncu Sözün etrafa yayılması tarihine ve Kur’ân’ın kırk vech ile mu’cize olduğunu beyan eden Yirmi Beşinci Sözün iştiharı hengâmına, hem اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَيَطْغٰى adedine tam tamına tevafukla bakar. Eğer mezheb-i selef gibi اِلاَّ اللهُ ’da vakıf olsa, o halde (9) اَلرَّاسِخُونَ ’deki şeddeli ر, iki ر sayılsa bin üç yüz altmış küsur ederek Risaletü’n-Nur şakirtlerinin bundan on beş yirmi sene sonraki râsihâne ve muhakkikane olan ilimlerine ve imanlarına remzen baktığı gibi, şeddeli ر, asıl itibarıyla bir ل, bir ر sayılsa bin iki yüz on iki ederek, bundan bir buçuk asır evvel Mevlâna Halid Zülcenâheyn’in Hindistan’dan getirdiği parlak bir ilm-i hakikat rusuhuyla o zamanda meydan alan te’vilât-ı fâsideyi ve şübehatı dağıtarak yüz senede elli milyondan ziyade insanları daire-i irşadına aldığı ve tenvir ettiği zamanın tarihine tam tamına tevafukla bakar.
(Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 727-728)
***
(10) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(11) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla Onun şartları gelmiştir. (Muhammed Suresi: 18.)
3. Onun tevilini Allah’tan başkası bilemez İlimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar ise… (Âl-i İmran Suresi: 7.)
4. Biz buna inandık Hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir. (Âl-i İmran Suresi: 7.)
5. Halbuki o ayetlerin tefsirini Allah’tan ve Allah’ın kendilerine ilimde derinlik ve istikamet ihsan ettiği kimselerden başkası bilemez. (Âl-i İmran Suresi: 7.)
6. Fakat onlardan ilimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar… (Nisâ Suresi: 162.)
7. Allah’tan başka.
8. Şüphesiz ki insan azgınlaşır. (Alâk Suresi: 6.)
9. Derinleşenler.
10. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
11. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
