Ölüm Mahluktur
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik-1
- Öncelikle metnin ilgili bölümü öğrenciler tarafından sessizce okunur.
- Katılımcı sayısına göre gruplara bölünerek de yapılabilir. Bir grup içinde de yapılabilir.
- Daha sonra takke renkleri ve işlevleri ile ilgili açıklamalar yapılır.
- Beyaz takke: Açık ve tarafsız ol o Kırmızı Takke: Duygusal tepkilerini açıkla
- Siyah takke: Tehlikeleri bil
- Sarı takke: Avantaj ve faydalarını sırala
- Yeşil takke: Yeni fikirler ve öneriler geliştir
- Mavi takke: Sonuçları toparla
- Sınıf 6 gruba ayrılır. (en az 12 kişi olduğunda)
- Gruplara farklı renkteki takkeler dağıtılır.
- Gruplardaki talebeler takke renklerine uygun olarak “Ölüm yokluk mudur?” konusu hakkında düşünürler ve notlar alırlar.
- Beyaz takke grubu ölüm hakkında tarafsız ve objektif bir şekilde sahip oldukları bilgileri özetlerler.
- Kırmızı takke grubu mantıklarını katmadan ölümle ilgili duygularını ifade ederler.
- Bu duygular; korku, öfke, sevinç gibi basit duygulardan sezgi, önsezi gibi karmaşık duygulara kadar uzanır.
- Siyah takke grubu ölümle alakalı olumsuz durumlara odaklanırlar.
- Sarı takke grubu ölüm için olumlu ve yapıcı düşünmeye odaklanırlar.
- Yeşil takke grubu üretkenliğe odaklanır ve konuya farklı bakış açıları geliştirmeye çalışırlar.
- Mavi takke grubu ise tüm grupların söyledikleri ışığında konuyu toparlarlar.
- Öncelikle beyaz takkeye sahip grup tahtaya çıkarılır.
- Sonra sırasıyla kırmızı takke, siyah takke, sarı takke, yeşil takke sahibi öğrencilere söz hakkı verilir.
- Öğrenciler, fikirlerini ifade etmeleri ve yeni fikirler oluşturabilmeleri konusunda desteklenir.
- En son mavi takkelı öğrencilere söz hakkı verilerek konuyu toparlamaları sağlanır.
- Etkinlik-2
- Öğrencilerden tahtada daire içindeki “Ölüm” kelimesi ile ilgili akıllarına gelen kavramları söylemeleri istenir.
- Öğretmen, öğrencilerin söyledikleri ayırt edilmeden dairenin etrafına yazar.
- Tüm öğrencilerin katılımı teşvik edilir.
- Söylenen kavramlar bittikten sonra, ortak noktalarına göre kategoriler altında gruplandırılır.
- Örneğin; “Ölüm yokluk mudur?”, “Ölüm korkunç mudur?”, “Bitkilerin ölümleri onlar için bir son mudur?” vb.
- Öğrencilerden tahtaya yazılan kelimelerden yararlanarak bir “ölüm” tanımı yapmaları ve yazmaları istenir.
- Öğrencilere tanımları okutulur.
- Hep birlikte ortak “Ölüm” tanımı oluşturulur ve kaydedilir/yazılır.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
(Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.)
Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebde’dir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir; öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir. Çünki en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san’at olduğunu gösteriyor. Zira meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti; tefessüh ile çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizacat-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sünbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti, sünbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi, hayat kadar mahluk ve muntazamdır.
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe’ olduğundan; “o mevt, onların hayatından daha muntazam ve mahluk” denilir.
işte en edna tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt; elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yer altına giren bir insan da, Âlem-i Berzah’ta, elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir.
(Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2017, s. 19)
***
وَ يُمِيتُ
Yani: Mevti veren odur. Yani: Hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten âzad eder. Yani: Hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır. İşte şu kelime, şöylece fâni cinn ü inse bağırır, der ki:
Sizlere müjde! Mevt i’dam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksandokuz ahbabın mecma’ı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.
(Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2017, s. 268)
***
وَ يُمِيتُ
Yani: Mevti veren odur. Yani: Hayatı veren o olduğu gibi; hayatı alan, mevti veren dahi yine odur. Evet mevt, yalnız tahrib ve sönmek değildir ki esbaba verilsin, tabiata havale edilsin. Belki nasıl bir tohum zahiren ölüp çürüyor, fakat bâtınen bir sünbülün hayatına ve yoğurmasına.. yani cüz’î tohumluk hayatından, küllî sünbül hayatına geçiyor. Öyle de mevt dahi zahiren bir inhilal ve bir intıfa göründüğü halde, hakikatta insan için, hayat-ı bâkiyeye ünvan ve mukaddeme ve mebde’ oluyor. Öyle ise hayatı veren ve idare eden Kadîr-i Mutlak, yine elbette mevti dahi o icad eder. Şu kelimedeki mertebe-i uzma-yı tevhidin bir bürhan-ı a’zamına şöyle işaret ederiz ki: Otuzüçüncü Mektub’un Yirmidördüncü Penceresi’nde beyan edildiği gibi: Şu mevcudat, irade-i İlahiye ile seyyaledir. Şu kâinat, emr-i Rabbanî ile seyyaredir. Şu mahlukat, izn-i İlahî ile, zaman nehrinde mütemadiyen akıyor.. âlem-i gaybdan gönderiliyor, âlem-i şehadette vücud-u zahirî giydiriliyor, sonra âlem-i gayba muntazaman yağıyor, iniyor. Ve emr-i Rabbanî ile, mütemadiyen istikbalden gelip, hâle uğrayarak teneffüs eder, maziye dökülür.
İşte şu mahlukatın şu seyelanı, gayet hakîmane rahmet ve ihsan dairesinde; ve şu seyeranı, gayet alîmane hikmet ve intizam dairesinde; ve şu cereyanı, gayet Rahîmane şefkat ve mizan dairesinde baştan aşağıya kadar hikmetlerle maslahatlarla neticelerle ve gayelerle yapılıyor. Demek bir Kadîr-i Zülcelal, bir Hakîm-i Zülkemal mütemadiyen tavaif-i mevcudatı ve her taife içindeki cüz’iyatı ve o taifelerden teşekkül eden âlemleri, kudretiyle hayat verip tavzif eder. Sonra hikmetiyle terhis edip, mevte mazhar eder; âlem-i gayba gönderir. Daire-i kudretten, daire-i ilme çevirir.
İşte hiç mümkün müdür ki: Şu kâinatı, heyet-i mecmuasıyla çevirmeğe muktedir olmayan ve bütün zamanlara hükmü geçmeyen ve âlemleri hayata ve mevte bir ferd gibi mazhar etmeğe kudreti yetmeyen ve baharları, bir çiçek gibi hayat verip, yer yüzüne takıp, sonra mevt ile ondan koparıp alamayan bir zât; mevt ve imateye sahib çıkabilsin? Evet en cüz’î bir zîhayatın mevti dahi, hayatı gibi bütün hakaik-i hayat ve enva’-ı mevt elinde bulunan bir Zât-ı Zülcelal’in kanunuyla, izniyle, emriyle, kuvvetiyle, ilmiyle olmak zarurîdir.
(Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2017, S. 283)
***
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
2. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
