Lâ Şerîke Leh (Allah’ın Ortağı Yoktur)
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik-1
- ● Öğrenciler 2 gruba ayrılır. Bir gruba Uluhiyet konusu diğer gruba Rububiyet konusu verilir.
- ● Bir masanın üstüne, Allah’ın Uluhiyeti ve Rububiyeti ile ilgili kavramların yazılı olduğu kartlar bırakılır.
- ● Öğrencilerden gidip rastgele kartları seçmeleri istenir. Kendi konusu ile ilgili ise almasını, değilse tekrar masaya bırakması ve başka bir kart alması istenir.
- ● Öğrencilerin Seçtiği kartları anlatması istenir.
- Etkinlik-2
- ● Drama etkinliğinde öğrencilere birer rol seçmeleri istenir.
- ● (Roller: sultan, vezir, kapıcı ve birkaç vatandaş)
- ● Öğrencilere dramanın genel hatları anlatılır. Bu metin kapsamında rollerini canlandırmaları istenir. (Dramanın hikayesi: Sultan ile görüşmek isteyen bir vatandaşın önce kapıcıya gitmesi, kapıcının önce derdini kendisine anlatması eğer kapıcı izin verirse, vezire gideceği onun da iznini aldıktan sonra ancak sultanla görüşebileceği konusu işlenir. Aracılar vatandaşı uğraştırırlar.
- ● Öğrencilerin sultan ile görüşme fasılları bittikten sonra namaz kılıp birlikte dua ederler.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
ÜÇÜNCÜ KELİME
لَا شَر۪يكَ لَهُ Yani, nasıl ki ulûhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur, müteaddit olamaz. Öyle de rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur.
Bazan olur ki, sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz; fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar, “Bize de müracaat et” derler. Fakat Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama “Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin” denilmez.
İşte, şu kelime ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki:
İmanı elde eden ruh-u beşer, mânisiz, müdahalesiz, hâilsiz, mümanaatsız, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazâin-i rahmet maliki ve defâin-i saadet sahibi olan Cemîl-i Zülcelâl, Kadîr-i Zülkemâlin huzuruna girip hâcâtını arz edebilir. Ve rahmetini bulup kudretine istinad ederek kemâl-i ferah ve süruru kazanabilir.
(Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, Mayıs-2025, s. 266)
***
Hazret-i Azrail aleyhisselâm, Cenab-ı Hakk’a demiş ki: “Kabz-ı ervah vazifesinde senin ibadın benden şekva edecekler, benden küsecekler.” Cenab-ı Hak lisan-ı hikmetle ona demiş ki: “Seninle ibadımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip senden küsmesinler.”
İşte bak, nasıl hastalıklar perdedir; ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler ve kabz-ı ervahta hakikat olarak olan hikmet ve güzellik, Azrail aleyhisselâmın vazifesine mütealliktir. Öyle de Hazret-i Azrail dahi bir perdedir. Kabz-ı ervahta zâhiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemaline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlahiyeye bir perdedir.
Evet, izzet ve azamet ister ki esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celal ister ki esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.
(Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 328)
***
(2) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(3) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
3. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
