Kur’ân’ın Maddi-Manevi Terakki Dersi

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt Konu)

Kur’ân’ın Maddi-Manevi Terakki Dersi

Amaçlar

Kur’ân’ın teknolojiye olan yaklaşımının müsbet olduğunu bilir. Kur’ân’ın insanlara peygamberlerin mücizeleri vasıtasıyla manevi terakki verdiği gibi maddi ve teknik terakki için de ders verdiğinin farkına varır.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

Görüş geliştirme- Slogan Yazma

Materyal ve Teknoloji

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • Etkinlik-1
  • Görüş Geliştirme
  • 1. Öğrenciler toplam kişi sayısına uygun şekilde gruplara ayrılır.
  • 2. Öğrenciler metni referans alarak “Kur’ân’ın teknolojiye olan yaklaşımı” konusunu tartışır.
  • 3. Öğrenciler daire şeklinde dizilir.
  • 4. İlk öğrenci konu ile ilgili görüşlerini gerekçeli olarak belirtir.
  • 5. Diğer öğrenciler sırayla önceki görüşlere katıldıkları ve katılmadıkları noktaları da söyleyerek kendi görüşlerini ifade ederler.
  • 6. Öğrenciler diğer görüşler doğrultusunda kendi görüşlerini değiştirebilirler. Gruplar görüşlerini özet olarak raporlar.
  • 7. Görüşler gruplar halinde sınıfa sunulur.
  • Etkinlik-2
  • Slogan Yazma
  • 1. Öğrenciler toplam kişi sayısına uygun şekilde gruplara ayrılır.
  • 2. “Kur’ân’ın maddi-manevi terakki dersi” yer aldığı çalışma kağıtları gruplara dağıtılır.
  • 3. Gruplardan 10 dakikada metindeki örnekler üzerinden ve Görüş Geliştirme etkinliğinden edindikleri bilgileri kullanarak slogan yazması istenir.
  • 4. Sloganlar gruplar halinde okunur.

Ölçme ve Değerlendirme

Maddeleme
1. Katılımcılar 2 etkinliğin sonunda edindikleri bilgileri kullanarak maddeler oluşturur.
2. Oluşturulan maddeler topluca okunur.

İlişkili Metinler

Yirminci Sözün İkinci Makamı

وَ لَا رَطْبٍ وَ لَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍ 1 ۝

Beşerin san’at ve fen cihetindeki terakkiyatlarının neticesi olan havârık-ı san’at ve garâib-i fen olarak tayyare, elektrik, şimendifer, telgraf gibi şeyler vücuda gelmiş ve beşerin hayat-ı maddiyesinde en büyük mevki almışlar. Elbette, umum nev-i beşere hitap eden Kur’ân-ı Hakîm, şunları mühmel bırakmaz. Evet, bırakmamış, iki cihetle onlara da işaret etmiştir.
Birinci cihet: Mu’cizât-ı enbiya suretiyle.
İkinci kısım şudur ki: Bazı hâdisât-ı tarihiye suretinde işaret eder. Ezcümle:

İşte, enbiyaların mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu’cizatlarından bahis dahi, onların nazirelerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşviki işmam ediyor. Hattâ denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi, maddî kemâlâtı ve harikaları dahi, en evvel mu’cize eli nev-i beşere hediye etmiştir. İşte, Hazret-i Nuh’un (aleyhisselâm) bir mu’cizesi olan sefine ve Hazret-i Yusuf’un (aleyhisselâm) bir mu’cizesi olan saati, en evvel beşere hediye eden, dest-i mu’cizedir. Bu hakikate lâtif bir işarettir ki, san’atkârların ekseri, herbir san’atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor. Meselâ gemiciler Hazret-i Nuh’u (aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yusuf’u (aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris’i (aleyhisselâm)…
Evet, madem Kur’ân’ın herbir âyeti çok vücuh-u irşadî ve müteaddit cihât-ı hidayeti olduğunu ehl-i tahkik ve ilm-i belâğat ittifak etmişler. Öyle ise, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın en parlak âyetleri olan mu’cizât-ı enbiya âyetleri, birer hikâye-i tarihiye olarak değil; belki onlar çok maânî-yi irşâdiyeyi tazammun ediyorlar. Evet, mu’cizât-ı enbiyayı zikretmesiyle, fen ve san’at-ı beşeriyenin nihayet hududunu çiziyor. En ileri gayâtına parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. Beşerin arkasına dest-i teşviki vurup o gayeye sevk ediyor. Zaman-ı mazi, zaman-ı müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuûnâtının âyinesi olduğu gibi; müstakbel dahi, mazinin tarlası ve ahvâlinin âyinesidir. Şimdi, misal olarak, o çok vâsi menbadan yalnız birkaç nümunelerini beyan edeceğiz.
Meselâ, Hazret-i Süleyman aleyhisselâmın bir mu’cizesi olarak teshir-i havayı beyan eden (2) وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَ رَوَاحُهَا شَهْرٌ âyeti, “Hazret-i Süleyman, bir günde havada tayeran ile iki aylık bir mesafeyi kat’ etmiştir” der. İşte, bunda işaret ediyor ki: Beşere yol açıktır ki, havada böyle bir mesafeyi kat’ etsin. Öyle ise, ey beşer! Madem sana yol açıktır; bu mertebeye yetiş ve yanaş.
Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisanıyla mânen diyor: “Ey insan! Bir abdim hevâ-i nefsini terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kavânîn-i âdetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz.”
Hem Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın bir mu’cizesini beyan eden, (3) فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا (ilâ âhir) bu ayet işaret ediyor ki, zemin tahtında gizli olan rahmet hazinelerinden, basit aletlerle istifade edilebilir. Hattâ taş gibi bir sert yerde, bir asâ ile âb-ı hayat celb edilebilir. İşte, şu âyet, bu mânâ ile beşere der ki: Rahmetin en lâtif feyzi olan âb-ı hayatı, bir asâ ile bulabilirsiniz. Öyle ise haydi, çalış, bul.
Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisan-ı remziyle, mânen diyor ki: “Ey insan! Madem Bana itimat eden bir abdimin eline öyle bir asâ veriyorum ki, her istediği yerde âb-ı hayatı onunla çeker. Sen de benim kavânîn-i rahmetime istinat etsen, şöyle ona benzer veyahut ona yakın bir aleti elde edebilirsin. Haydi, et!”
İşte, beşer terakkiyâtının mühimlerinden birisi, bir aletin icadıdır ki, ekser yerlerde vurulduğu vakit suyu fışkırtıyor. Şu âyet, ondan daha ileri nihâyât ve gayât-ı hududunu çizmiştir. Nasıl ki evvelki âyet, şimdiki halihazır tayyareden çok ileri nihayetlerinin noktalarını tayin etmiştir.
Hem meselâ, Hazret-i İsâ aleyhisselâmın bir mu’cizesine dair:
(4) وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْىِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِ Kur’ân, Hazret-i İsâ aleyhisselâmın nasıl ahlâk-ı ulviyesine ittibâa beşeri sarihan teşvik eder. Öyle de, şu elindeki san’at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen tergib ediyor. İşte, şu âyet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyle ise, ey insan ve ey musibetzede benî Âdem! Meyus olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür. Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisan-ı işaretiyle, mânen diyor ki: “Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir abdime iki hediye verdim: biri mânevî dertlerin dermanı, biri de maddî dertlerin ilâcı. İşte, ölmüş kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüş gibi hastalar dahi onun nefesiyle ve ilâcıyla şifa buluyor. Sen de Benim eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul. Elbette ararsan bulursun.”

İşte, beşerin tıp cihetindeki şimdiki terakkiyâtından çok ilerideki hududunu şu âyet çiziyor ve ona işaret ediyor ve teşvik yapıyor.

İşte mu’cizât-ı enbiyâ yüzünde parlayan bir lem’a-i i’câz-ı Kur’ân.
(Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 283-287)
***

(5) اَللّٰهُمَّ فَهِّمْنَٓا اَسْرَارَ الْقُرْاٰنِ وَ وَفِّقْنَا لِخِدْمَتِه۪ ف۪ى كُلِّ اٰنٍ وَ زَمَانٍ
(6) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
(7) رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ وَ كَرِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا وَ مَوْلٰينَا مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَ نَبِيِّكَ وَ رَسُولِكَ النَّبِىِّ الْاُمِّىِّ وَ عَلٰٓى اٰلِه۪ وَ اَصْحَابِه۪ وَ اَزْوَاجِه۪ وَ ذُرِّيَّاتِه۪ وَ عَلَى النَّبِيّ۪ينَ وَالْمُرْسَل۪ينَ وَ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ الْمُقَرَّب۪ينَ وَالْاَوْلِيَٓاءِ وَالصَّالِح۪نَ ۝ اَفْضَلَ صَلَاةٍ وَ اَزْكٰى سَلَامٍ وَ اَنْمٰى بَرَكَاتٍ بِعَدَدِ سُوَرِالْقُرْاٰنِ وَ اٰيَاتِه۪ وَ حُرُوفِه۪ وَ كَلِمَاتِه۪ وَ مَعَان۪يهِ وَ اِشَارَاتِه۪ وَ رُمُوزِه۪ وَ دَلَالَاتِه۪ وَاغْفِرْ لَنَا وَ ارْحَمْنَا وَالْطُفْ بِنَا يَٓا اِلٰهَنَا يَا خَالِقَنَا بِكُلِّ صَلَا ةٍ مِنْهَا بِرَحْمَتِكَ يَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ  (8)    وَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ اٰم۪ينَ

1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla • Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır (En’am Suresi: 59.)
2. Rüzgârı da Süleyman’ın emrine verdik ki, sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü de bir aylık yol alırdı (Sebe Suresi: 12.)
3. Biz ona “Asanı taşa vur” demiştik Asasını vurduğu yerden on iki pınar fışkırdı (Bakara Suresi: 60.)
4. Allah’ın izniyle anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirir ve ölüleri diriltirim (Âl-i İmran Suresi: 49.)
5. Allah’ım! bize Kur’ân’ın sırlarını anlamayı nasip et ve her an ve zamanda ona hizmet etmeye bizi muvaffak kıl.
6. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur Muhakkak ki Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
7. Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi bununla hesaba çekme (Bakara Suresi: 286.)
8. Allah’ım, ümmî peygamber, elçin, peygamberin ve kulun olan Efendimiz ve Dostumuz Muhammed’e, onun Âline, Ashabına, hanımlarına, nesline; peygamber ve resullere, kendine manen yaklaştırdığın meleklere, dostlarına ve salih insanlara salât, selâm, bereket ve kerem ihsan eyle Bu Kur’ân’ın sureleri, ayetleri, harfleri, kelimeleri, manaları, işaretleri, remizleri ve delâletleri adedince en üstün salât, en bol selâm, en büyük bereketler hâlinde olsun Ey İlâhımız, ey Yaratıcımız, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Bu salâvatlardan her birisi hürmetine bizi bağışla, bize merhamet et, bize lütufta bulun Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun Âmin

Modülü İndir (PDF)

Modül No. 202.pdf
Size: 205,85 KB

Modül Değişiklik Önerisi Formu
Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
kuran terakki
Free
Seviye
Seviye 2
Süre 40 dakika