Kur’an Medeniyeti ve Batı Medeniyetin Karşılaştırması
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik -1
- Sınıf, müsbet grup ve menfi grup olarak iki gruba ayrılır.
- Her gruba medeniyetin müsbet ve menfi esasları ile ilgili metin ve yeterli sayıda yapışkan kâğıt verilir.
- Gruplar metine göre medeniyetin özelliklerini maddeler halinde sıralar.
- Etkinlik sonunda gruplar yazdıkları maddeleri tahtada kendilerine ayrılan bölüme yapıştırır.
- Gruplar yazdıkları maddeleri tahtada okurlar
- Etkinlik -2
- Zıt görüşlü iki grup oluşturulur
- Gruplara hazırlık için gerekli süre verilir.
- Gruplar görüşlerini tarafsız bir dinleyici gruba ve jüriye sunar.
- Amaç kendi tarafının görüşlerinin doğru, diğer tarafın görüşlerinin yanlış olduğunu göstermektir.
- Tartışma fazla bilimsel olmaz; söz ustalığı, kıvrak zekâ ve mantık yürütme ön plandadır.
- Dinleyici grup, beğendikleri konuşmacıları alkışlayarak jüriyi etkilemeye çalışırlar.
- Jüri fikirlerini etkili şekilde savunan tarafı belirler. Karşı görüşü iyi bilmek gerekir.
- İnanılmayan (istenmedik) düşünceler savunulmak zorunda kalınabilir.
- Münazara yoluyla tartışma ve iletişim becerileri geliştirilir.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
(Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla)
Şimdiki medeniyet esasatı menfîdir. Menfî olan beş esas ona temel, hem kıymet. Onlarla çark kurulur. İşte nokta-i istinad:
Hakka bedel kuvvettir. Kuvvet ise, şe’nidir tecavüz ve taâruz; bundan çıkar hıyanet.
Hedef-i kasdı, fazilet bedeline hasis bir menfaattır. Menfaatın şe’nidir tezahüm ve tehasum; bundan çıkar cinayet.
Hayattaki kanunu, teavün bedeline bir düstur-u cidaldir. Cidalin şe’ni budur: Tenazü’ ve tedafü’; bundan çıkar sefalet..
Akvamların beyninde rabıta-i esası: Âherin zararına müntebih unsuriyet. Başkaları yutmakla beslenir, alır kuvvet.
Milliyet-i menfiye, unsuriyet, milliyet; şe’ni olur daima böyle müdhiş tesadüm, böyle feci’ telatum, bundan çıkar helâket.
Beşincisi şudur ki: Cazibedar hizmeti: Heva, hevesi teşci’, teshil; hevesatı, arzuları da tatmin; bundan çıkar sefahet.
O heva, hem heves, şe’ni budur daima: İnsanı memsuh eder, sîreti değiştirir. Manevî meshediyor, değişir insaniyet.
Şu medenîlerden çoğunun, eğer içini dışına çevirirsen, görürsün: Başta maymunla tilki, yılanla ayı, hınzır. Sîreti olur suret.
Gelir hayali karşına, postlarıyla tüyleri. İşte şununla görünür meydandaki âsârı. Zemindeki mevazin mizanıdır şeriat…
Şeriattaki rahmet, sema-i Kur’andandır. Medeniyet-i Kur’an esasları müsbettir. Beş müsbet esas üzere döner çark-ı saadet.
Nokta-i istinadı; kuvvete bedel haktır. Hakkın daim şe’nidir adalet ve tevazün. Bundan çıkar selâmet, zâil olur şekavet.
Hedefinde menfaat yerine fazilettir. Faziletin şe’nidir muhabbet ve tecazüb. Bundan çıkar saadet, zâil olur adavet.
Hayattaki düsturu, cidal kıtal yerine, düstur-u teavündür. O düsturun şe’nidir ittihad ve tesanüd; hayatlanır cemaat.
Suret-i hizmetinde, heva heves yerine hüda-yı hidayettir. O hüdanın şe’nidir: İnsana lâyık tarzda terakki ve refahet.
Ruha lâzım surette tenevvür ve tekâmül. Kitlelerin içinde cihetü’l-vahdeti de tardeder unsuriyet, hem de menfî milliyet.
Hem onların yerine rabıta-i dinîdir, nisbet-i vatanîdir, alâka-i sınıfîdir, uhuvvet-i imanî. Şu rabıtanın şe’nidir; samimî bir uhuvvet,
Umumî bir selâmet. Haric etse tecavüz, o da eder tedafü’. İşte şimdi anladın; sırrı nedir ki küsmüş, almadı medeniyet.
Şimdiye kadar İslâmlar ihtiyarla girmemiş, şu medeniyet-i hazıra.
Onlara yaramamış; hem de onlara vurmuş müdhiş kayd-ı esaret.
Belki nev’-i beşere tiryak iken zehir olmuş. Yüzde seksenini atmış meşakkat ve şekavet. Yüzde onu çıkarmış muzahref bir saadet!
Diğer onu bırakmış beyne beyne bîrahat! Zalim ekallin olmuş gelen rıbh-i ticaret. Lâkin saadet odur: Külle ola saadet.
(İman ve Küfür Muvazeneleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 254)
***
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
2. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
