İnsandaki Ebediyet Arzusu

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt konu)

İnsandaki Ebediyet Arzusu

Amaçlar

İnsandaki ebediyet arzusunun mahiyetini kavrar, Allah’tan başka her şeyin geçici olduğunu idrak eder, buna göre hayatını tanzim eder.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

Dua yazma, akrostiş şiir, öğrenme galerisi

Materyal ve Teknoloji

Not kâğıdı, pano

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • Etkinlik-1
    • 3. Lem’anın 1. ve 2. Nüktesi 10 dakikada işlenir.
    • Öğrenciler 4 kişilik gruplara ayrılır.
    • Gruplardan 1. ve 2. Nükte doğrultusunda bir dua yazmaları istenir.
  • Etkinlik-2
    • Dualar gruplar halinde tahtada okunur.
    • "Yâ bâkî entel bâki" ile bir akrostiş şiir yazmaları istenir.
    • Her grup, bu kelimeri kullanarak tevekkül ve ebediyet arzusu temasına uygun mısralar üretir.
    • Gruplar yazdıkları akrostişleri sınıfta okur.

Ölçme ve Değerlendirme

Öğrenme Galerisi: Öğrenciler bu konuda öğrendiklerini yazıp panoya asmaları istenir. Daha sonra bütün gruplar panoya asılan bütün listeleri inceleyerek eksik oldukları yerleri not etmeleri istenir.

İlişkili Metinler

Üçüncü Lem’a
Bu Lem’a’ya bir derece his ve zevk karışmış. His ve zevkin coşkunlukları ise, aklın düsturlarını, fikrin mizanlarını çok dinlemediklerinden ve müraat etmediklerinden, bu Üçüncü Lem’a mantık mizanlarıyla tartılmamalı.

(1) كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ayetinin mealini ifade eden (2) يَا بَاق۪ٓى اَنْتَ الْبَاق۪ٓى ۝ يَا بَاق۪ٓى اَنْتَ الْبَاق۪ٓى iki cümlesi, mühim iki hakikati ifade ediyorlar. Ondandır ki, Nakşîlerin rüesasından bir kısım, bu iki cümle ile kendilerine bir hatme-i mahsus yapıp muhtasar bir hatme-i Nakşiye hükmünde tutuyorlar. Madem o azîm ayetin mealini bu iki cümle ifade ediyor; biz bu iki cümlenin ifade ettiği iki hakikat-i mühimmenin birkaç nüktesini beyan edeceğiz.
Birinci Nükte
Birinci defa يَا بَاق۪ٓى اَنْتَ الْبَاق۪ٓى bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi masivadan tecrid ediyor, kesiyor. Şöyle ki:
İnsan, mahiyet-i camiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i camiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar; firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevî azaba medar oluyor.
O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkîye mâlik
bir Zata tevcih etmek için verilmiş. O insan, sû-i istimal ederek, o muhabbeti fânî mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor, kusurunun cezasını firakın azabıyla çekiyor.
İşte bu kusurdan teberrî edip o fânî mahbubattan kat’-ı alâka etmek, o mahbublar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle Mahbub-u Bâkî’ye hasr-ı muhabbeti ifade eden (3) يَا بَاق۪ٓى اَنْتَ الْبَاق۪ٓى olan birinci cümlesi, “Bâkî-i Hakikî yalnız Sensin. Masiva fânîdir. Fânî olan, elbette bâkî bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz” manasını ifade ediyor. “Madem o hadsiz mahbubat fânîdirler, beni bırakıp gidiyorlar; onlar beni bırakmadan evvel ben onları يَا بَاق۪ٓى اَنْتَ الْبَاق۪ٓى demekle bırakıyorum. Yalnız Sen bâkîsin ve Senin ibkan ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyle ise, Senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller” demektir.
İşte bu hâlette kalp, hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânîlik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbubları adedince manevî cerîhalar oluyor.
İkinci cümle olan يَا بَاق۪ٓى اَنْتَ الْبَاق۪ٓى o hadsiz cerîhalara hem merhem, hem tiryak oluyor. Yani “Yâ Bâkî! Madem Sen bâkîsin, yeter; her şeye bedelsin. Madem Sen varsın, her şey var.”
Evet, mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal, umumiyetle Bâkî-i Hakikî’nin hüsün ve ihsan ve kemalâtının işârâtı ve çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir, belki cilve-i Esma-i Hüsnanın gölgelerinin gölgeleridir.
İkinci Nükte
İnsanın fıtratında bekaya karşı gayet şedid bir aşk var. Hatta her sevdiği şeyde kuvve-i vâhime cihetiyle bir nevi beka tevehhüm eder, sonra sever. Ne vakit zevalini düşünse veya görse, derinden derine feryad eder. Bütün firaklardan gelen feryadlar, aşk-ı bekadan gelen ağlamaların tercümanlarıdır. Eğer tevehhüm-ü beka olmazsa muhabbet edemez. Hatta denilebilir ki âlem-i bekanın ve ebedî Cennetin bir sebeb-i vücudu, şu mahiyet-i insaniyedeki o şiddetli aşk-ı bekadan çıkan gayet kuvvetli arzu-yu beka ve beka için fıtrî, umumî duadır ki Bâkî-i Zülcelâl, o şedid, sarsılmaz, fıtrî arzuyu, o tesirli, kuvvetli, umumî duayı kabul etmiştir ki fânî insanlar için bâkî bir âlemi halk etmiş.
Hem hiç mümkün müdür ki Fâtır-ı Kerîm, Hâlık-ı Rahîm, küçük midenin cüz’î arzusunu ve muvakkat bir beka için lisan-ı hal ile duasını hadsiz enva-ı mat’umat-ı leziziyenin icadıyla kabul etsin de, umum nev-i beşerin pek büyük bir ihtiyac-ı fıtrîden gelen pek şiddetli bir arzusunu ve küllî ve daimî ve haklı ve hakikatli, kàlli, halli, bekaya dair gayet kuvvetli duasını kabul etmesin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Kabul etmemek mümkün değildir. Hem hikmet ve adaletine ve rahmet ve kudretine hiçbir cihetle yakışmaz.
Madem insan bekaya âşıktır; elbette bütün kemalâtı, lezzetleri, bekaya tâbidir. Ve madem beka Bâkî-i Zülcelâl’e mahsustur. Ve madem Bâkî’nin esması bâkiyedir. Ve madem Bâkî’nin âyineleri Bâkî’nin rengini, hükmünü alır ve bir nevi bekaya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş, en mühim vazife, o Bâkî’ye karşı alâka peyda etmektir ve esmasına yapışmaktır. Çünkü Bâkî yoluna sarf olunan her şey, bir nevi bekaya mazhar olur.
İşte ikinci يَا بَاق۪ٓى اَنْتَ الْبَاق۪ٓى cümlesi, bu hakikati ifade ediyor. İnsanın hadsiz manevî yaralarını tedavi etmekle beraber, fıtratındaki gayet şiddetli arzu-yu bekayı onunla tatmin ediyor.
(Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, s. 29-31)
***
(4) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(5) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla * Her şey helâk olup gidicidir —Ona bakan yüzü müstesna. Hüküm ve hükümranlık Onundur; siz de Ona döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi: 88.)
2. Ey Bâkî olan Allah, bâkî ancak Sensin! Ey Bâkî olan Allah, bâkî ancak Sensin!
3. Ey Bâkî olan Allah, bâkî ancak Sensin!
4. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
5. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)

Modülü İndir (PDF)

Modül No. 342.pdf
Size: 173,69 KB

Modül Değişiklik Önerisi Formu
Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
İnsandaki Ebediyet Arzusu
Free
Seviye
Seviye 2
Süre 40 dakika
Konu