İmanın İnsan Hayatına Etkileri

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt Konu)

İmanın İnsan Hayatına Etkileri

Amaç

• İmanın ve Kur'ân ahkâmına bağlılığın dünyayı bir zindan olmaktan çıkarıp saadet yurduna çevirdiğini kavrar.

• Metindeki sembolik unsurların (kuyu, aslan, ejderha, iki fare) hakiki karşılıklarını çözer.

• Hayata iman nazarıyla bakıldığında ölüm, kabir ve musibetlerin mahiyetinin nasıl değiştiğini fark eder.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

• Benzerlik Farklılık Bulma: Birbirine karışan kavramların benzerlik ve farklılık listeleri/tabloları oluşturularak ayrıştırılmasıdır. Sağ ve sol yolu seçen iki kardeşin ruh halleri ile âleme bakışlarını karşılaştırmak amaçlanır.

• Eşleştirme: Kavramlar ile bu kavramların kullanıldığı durumların, nedenlerin veya sonuçların birleştirilmesidir. Temsilî hikayedeki semboller ile hakikat planındaki karşılıklarını birebir bağdaştırmak amaçlanır.

Materyal ve Teknoloji

• Etkileşimli tahta, tablet / akıllı telefon, dijital eşleştirme aracı (Wordwall), ortak dijital pano (Padlet), karekodlu (QR) çalışma kâğıdı, yazı tahtası, tahta kalemi.

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • Giriş
  • • Ders, "Aynı dünyada ve aynı şartlarda yaşayan iki insandan biri dünyayı bir zindan olarak algılarken, diğeri nasıl huzur, güven ve saadet içinde yaşayabilir?" sorusuyla başlatılır.
  • • İmanın ve tevekkülün bir tılsım olduğu; hayata iyilik (hüsn-ü niyet) nazarıyla bakıldığında insanın dünyada dahi manevi bir cennet yaşayabileceği vurgulanır.
  • Benzerlik Farklılık Bulma Etkinliği
  • • Öğrenciler 3-4 kişilik gruplara ayrılır ve ders metnini içeren çalışma kâğıtları dağıtılır.
  • • Gruplardan, sağ yolu seçen bahtiyar yolcu (mü'min) ile sol yolu seçen bedbaht yolcunun (kâfir/fasık) ruh hallerini ve olaylara bakış açılarını karşılaştırmaları istenir.
  • • Öğrenciler, iki yolcu arasındaki farkları (huzur-korku, güven-vehim, saadet-azap) listeleyip çalışma kâğıtlarına yazarlar.
  • • Her gruptan bir sözcü kalkarak buldukları en çarpıcı farklılıkları yazı tahtasındaki "Sağ Yol - Sol Yol" tablosuna yazar ve sınıfça değerlendirilir.
  • Eşleştirme Etkinliği
  • • Öğrencilerin hikâyedeki sembollerin hakiki manalarını kavramaları için çalışma kâğıdında yer alan (veya öğretmen tarafından tahtaya çizilen) eşleştirme bölümüne geçilir.
  • • Öğrencilerden, temsildeki unsurları hakikat planındaki karşılıklarıyla oklar çizerek eşleştirmeleri istenir:
  • o Kuyu: Altmış senelik insan ömrü ve beden.
  • o İki Fare (Siyah-Beyaz): Ömrü hızla tüketen gece ve gündüz.
  • o Aslan: Ecel ve ölüm.
  • o Ejderha Ağzı: Mezar ve âlem-i berzah.
  • o Muzır Haşerat: Gafletten uyandıran dünyevî musibetler.
  • o Meyveli Ağaç: Âhiret nimetlerinin numuneleri olan dünya nimetleri.
  • • Eşleştirmeler tahtada doğru cevaplarla kontrol edildikten sonra; iman nazarıyla bakıldığında ölümün bir "terhis", kabrin ise "bostan-ı bekaya açılan bir kapı" olduğu hakikati özetlenerek süreç tamamlanır.

Ölçme ve Değerlendirme

• İlke Çıkarma
Öğrencilerden, metindeki "خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرْ" (Güzel ve huzur vereni al, çirkin ve keder vereni bırak) ve "Fenalığı kendinden, iyiliği Allah'tan bil" kaidelerinden hareketle, günlük hayatta musibet ve zorluklarla karşılaştıklarında uygulayacakları iki adet "Tevekkül ve Rıza Prensibi" yazmaları istenir.
Boşluk Doldurma
• Âlemin tılsımını açan ve ruh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran anahtar لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ hakikatidir.
• Sol yoldaki bedbaht yolcu basiretsizliğiyle gündüz gibi parlak hakikati kendine zulümatlı bir evham hâline getirmiştir.
• Mü'min için aslan musahhar bir binek, ejderha ağzı ise bostan-ı bekaya açılan bir kapı hükmündedir.

İlişkili Metinler

(1)  ﷽

Not: “Temsil ve Hakikat” bölümleri iki oturumda işlenmesi tavsiye edilir.
1. Bölüm (Temsil)

Şu dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini; ve eğer Din-i Hak olmazsa, dünya bir zindan olması ve dinsiz insan, en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran (2) يَٓا اَللّٰهُ ve (3) لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ olduğunu anlamak istersen şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
Eski zamanda, iki kardeş, uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide, tâ yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ondan sordular:
“Hangi yol iyidir?”
O dahi onlara dedi ki:
“Sağ yolda, kanun ve nizâma tebâiyet mecburiyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise, serbestiyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekàvet vardır. Şimdi intihabdaki ihtiyar sizdedir.”
Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş sağ yola
(4) تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ
deyip gitti. Ve nizam ve intizama tebâiyeti kabul etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zâhiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayalen takip ediyoruz: İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide, tâ hâlî bir sahrâya girdi. Birden müthiş bir sadâ işitti. Baktı ki, dehşetli bir aslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı. Tâ altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine attı. Yarısına kadar düşüp, elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı. Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var. İki fare, biri beyaz biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukarıya baktı, gördü ki, aslan nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor. Aşağıya baktı, gördü ki, dehşetli bir ejderha içindedir. Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüb etmiş. Ağzı, kuyu ağzı gibi geniştir. Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı, muzır haşerât etrafını almışlar. Ağacın başına baktı, gördü ki, bir incir ağacıdır. Fakat hârika olarak, muhtelif, çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar başında yemişler var.
…
Biz de, şu meş’umu, bu azabda bırakıp döneceğiz. Tâ öteki kardeşin halini anlayacağız.
İşte şu mübârek akıllı zât gidiyor. Fakat birâderi gibi sıkıntı çekmiyor. Çünkü güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyâlar eder. Kendi kendine ünsiyet eder. Hem, birâderi gibi zahmet ve meşakkat çekmiyor. Çünkü nizâmı bilir, tebâiyet eder. Teshîlât görür. Asâyiş ve emniyet içinde serbest gidiyor.
…
Sonra ağacın başına baktı, gördü ki, incir ağacıdır. Fakat, başında binlerle ağacın meyveleri vardır. O vakit bütün bütün korkusu gitti. Çünkü, katî anladı ki, bu incir ağacı bir listedir, bir fihristedir, bir sergidir. O mahfî hâkim, bağ ve bostanındaki meyvelerin numunelerini bir tılsım ve bir mucize ile o ağaca takmış ve kendi misafirlerine ihzâr ettiği et’imeye birer işaret sûretinde o ağacı tezyin etmiş olmalı. Yoksa, bir tek ağaç, binler ağaçların meyvelerini vermez.
Sonra niyaza başladı. Tâ, tılsımın anahtarı ona ilham oldu. Bağırdı ki:
“Ey bu yerlerin Hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehâlet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızânı istiyorum ve seni arıyorum.”

2. Bölüm (Temsilden Hakikate Geçiş)
Ve bu niyazdan sonra birden kuyunun duvarı yarılıp şâhâne, nezîh ve güzel bir bahçeye bir kapı açıldı. Belki ejderha ağzı o kapıya inkılâb etti. Ve aslan ve ejderha iki hizmetkâr sûretini giydiler. Ve onu içeriye dâvet ediyorlar. Hattâ, o aslan, kendisine musahhar bir at şekline girdi.
İşte ey tembel nefsim ve ey hayalî arkadaşım! Geliniz, bu iki kardeşin vaziyetlerini muvazene edelim. Tâ, iyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık nasıl fenalık getirir, görelim, bilelim.
Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır, titriyor. Ve şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnaktar bir bahçeye davet edilir.
Hem o bedbaht, elîm bir dehşette ve azîm bir korku içinde kalbi parçalanıyor. Ve şu bahtiyar ise leziz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garib şeyleri seyir ve temaşa ediyor.
Hem o bedbaht, vahşet ve me’yusiyet ve kimsesizlik içinde azap çekiyor. Ve şu bahtiyar ise, ünsiyet ve ümit ve iştiyak içinde telezzüz ediyor.
Hem o bedbaht, kendini vahşî canavarların hücumuna maruz bir mahpus hükmünde görüyor. Ve şu bahtiyar ise, bir aziz misafirdir ki, misafiri olduğu Mihmandar-ı Kerîm’in acib hizmetkârları ile ünsiyet edip eğleniyor.
Hem o bedbaht, zâhiren leziz, manen zehirli yemişleri yemekle azabını tacil ediyor. Zira o meyveler, numunelerdir; tatmaya izin var. Tâ, asıllarına talip olup, müşteri olsun. Yoksa, hayvan gibi yutmaya izin yoktur. Ve şu bahtiyar ise tadar, işi anlar, yemesini tehir eder ve intizar ile telezzüz eder.
Hem o bedbaht, kendi kendine zulmetmiş. Gündüz gibi güzel bir hakikati ve parlak bir vaziyeti, basiretsizliği ile kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş. Ne şefkate müstahaktır ve ne de kimseden şekvaya hakkı vardır. Meselâ, bir adam, güzel bir bahçede, ahbaplarının ortasında, yaz mevsiminde, hoş bir ziyafetteki keyfe kanaat etmeyip, kendini pis müskirlerle sarhoş edip, kendisini kış ortasında canavarlar içinde, aç, çıplak tahayyül edip bağırmaya Hem o bedbaht, zâhiren leziz, manen zehirli yemişleri yemekle azabını tacil ediyor. Zira o meyveler, numunelerdir; tatmaya izin var. Tâ, asıllarına talip olup, müşteri olsun. Yoksa, hayvan gibi yutmaya izin yoktur. Ve şu bahtiyar ise tadar, işi anlar, yemesini tehir eder ve intizar ile telezzüz eder.
Hem o bedbaht, kendi kendine zulmetmiş. Gündüz gibi güzel bir hakikati ve parlak bir vaziyeti, basiretsizliği ile kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş. Ne şefkate müstahaktır ve ne de kimseden şekvaya hakkı vardır. Meselâ, bir adam, güzel bir bahçede, ahbaplarının ortasında, yaz mevsiminde, hoş bir ziyafetteki keyfe kanaat etmeyip, kendini pis müskirlerle sarhoş edip, kendisini kış ortasında canavarlar içinde, aç, çıplak tahayyül edip bağırmaya ve ağlamaya başlasa, nasıl şefkate lâyık değil, kendi kendine zulmediyor, dostlarını canavar görüp tahkir ediyor. İşte bu bedbaht dahi öyledir.
Ve şu bahtiyar ise, hakikati görür. Hakikat ise, güzeldir. Hakikatin hüsnünü derk etmekle, Hakikat Sahibinin kemâline hürmet eder, rahmetine müstahak olur. İşte “Fenalığı kendinden, iyiliği Allah’tan bil” (5) olan hükm-ü Kur’ânînin sırrı zâhir oluyor.
Daha bunlar gibi sair farkları muvazene etsen, anlayacaksın ki, evvelkisinin nefs-i emmâresi ona bir manevî cehennem ihzar etmiş. Ve ötekisinin hüsn-ü niyeti ve hüsn-ü zannı ve hüsn-ü hasleti ve hüsn-ü fikri onu büyük bir ihsan ve saadete ve parlak bir fazilete ve feyze mazhar etmiş.
Ey nefsim ve ey nefsimle beraber bu hikâyeyi dinleyen adam! Eğer bedbaht kardeş olmak istemezsen ve bahtiyar kardeş olmak istersen, Kur’ân’ı dinle ve hükmüne mutî ol ve ona yapış ve ahkâmıyla amel et.
Şu hikâye-i temsiliyede olan hakikatleri eğer fehmettin ise, hakikat-i dini ve dünyayı ve insanı ve imanı ona tatbik edebilirsin. Mühimlerini ben söyleyeceğim, incelerini sen kendin istihrâc et.
İşte bak: O iki kardeş ise: Biri ruh-u mü’min ve kalb-i salihtir, diğeri ruh-u kâfir ve kalb-i fasıktır. Ve o iki tarikten sağ ise, tarik-ı Kur’ân ve imandır. Sol ise, tarik-ı isyan ve küfrandır.
Ve o yoldaki bahçe ise, cemiyet-i beşeriye ve medeniyet-i insaniye içinde muvakkat hayat-ı içtimaiyedir ki, içinde hayır ve şer, iyi ve fena, temiz ve pis şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki, (6)خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرْ kaidesiyle amel eder, selâmet-i kalp ile gider.
Ve o sahrâ ise, şu arz ve dünyadır.
Ve o aslan ise, ölüm ve eceldir.
Ve o kuyu ise, beden-i insan ve zaman-ı hayattır.
Ve o altmış arşın derinlik ise, ömr-ü vasatî ve ömr-ü galibî olan altmış seneye işarettir.
Ve o ağaç ise, müddet-i ömür ve madde-i hayattır.
Ve o iki siyah ve beyaz hayvan ise, gece ve gündüzdür.
Ve o ejderha ise, ağzı kabir olan tarik-ı berzahiye ve revak-ı uhrevîdir. Fakat o ağız, mü’min için zindandan bir bahçeye açılan bir kapıdır. (7)
Ve o haşerat-ı muzırra ise, musibat-ı dünyeviyedir. Fakat mü’min için gaflet uykusuna dalmamak için tatlı ikazat-ı İlâhiye ve iltifatat-ı Rahmaniye hükmündedir.
Ve o ağaçtaki yemişler ise, dünyevî nimetlerdir ki, Cenab-ı Kerîm-i Mutlak onları ahiret nimetlerine bir liste, hem ihtar edici, hem müşabihleri, hem Cennet meyvelerine müşterileri davet eden numuneler suretinde yapmış. (8)
Ve o ağacın, birliğiyle beraber muhtelif başka başka meyveler vermesi ise, kudret-i Samedâniyenin sikkesine ve rububiyet-i İlâhiyenin hatemine ve saltanat-ı ulûhiyetin turrasına işarettir. Çünkü bir tek şeyden her şeyi yapmak, yani, bir topraktan bütün nebatat ve meyveleri yapmak, hem bir sudan bütün hayvanatı halk etmek, (9) hem basit bir yemekten bütün cihazat-ı hayvaniyeyi icad etmek; bununla beraber, her şeyi bir tek şey yapmak, yani, zîhayatın yediği gayet muhtelifü’l-cins taamlardan, o zîhayata bir lâhm-ı mahsus yapmak, bir cild-i basit dokumak gibi sanatlar Zat-ı Ehad-i Samed olan Sultan-ı Ezel ve Ebed’in sikke-i hâssasıdır, hatem-i mahsusudur, taklit edilmez bir turrasıdır.
Evet, bir şeyi her şey ve her şeyi bir şey yapmak, her şeyin Hâlık’ına has ve Kadîr-i Külli Şey’e mahsus bir nişandır, bir ayettir.
Ve o tılsım ise, sırr-ı iman ile açılan sırr-ı hikmet-i hilkattir.
Ve o miftah ise, (10) يَٓا اَللّٰهُ ۝ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ۝ اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ ’dur.
Ve o ejderha ağzı bahçe kapısına inkılâb etmesi ise işarettir ki, kabir, ehl-i dalâlet ve tuğyan için vahşet ve nisyan içinde zindan gibi sıkıntılı ve bir ejderha batnı gibi dar bir mezara açılan bir kapı olduğu hâlde, ehl-i Kur’ân ve iman için zindan-ı dünyadan bostan-ı bekaya ve meydan-ı imtihandan ravza-i cinana ve zahmet-i hayattan rahmet-i Rahman’a açılan bir kapıdır. (11)
Ve o vahşî aslanın dahi munis bir hizmetkâra dönmesi ve musahhar bir at olması ise, işarettir ki, mevt, ehl-i dalâlet için bütün mahbubatından elîm bir firak-ı ebedîdir. Hem kendi cennet-i kâzibe-i dünyeviyesinden ihraç ve vahşet ve yalnızlık içinde, zindan-ı mezara idhal ve hapis olduğu hâlde, ehl-i hidayet ve ehl-i Kur’ân için öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir. Hem hakikî vatanlarına ve ebedî makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana bir davettir. Hem Rahman-ı Rahîm’in fazlından, kendi hizmetine mukabil, ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem ubudiyet ve imtihanın talim ve talimatından bir paydostur.
Elhâsıl: Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zâhiren bir cennet içinde olsa da, manen cehennemdedir. Ve her kim, hayat-ı bâkiyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennetin intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.
(Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 50-56)
***

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ اَهْلِ السَّعَادَةِ وَالسَّلَامَةِ وَالْقُرْاٰنِ وَالْاٖیمَانِ اٰمٖینَ اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰی سَیِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓی اٰلِهٖ وَصَحْبِهٖ بِعَدَدِ جَمٖیعِ الْحُرُوفَاتِ الْمُتَشَكِّلَةِ فٖی جَمٖیعِ الْكَلِمَاتِ الْمُتَمَثِّلَةِ بِاِذْنِ الرَّحْمٰنِ فٖی مَرَایَا تَمَوُّجَاتِ الْهَوَٓاءِ عِنْدَ قِرَٓائَةِ كُلِّ كَلِمَةٍ مِنَ الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ قَارِئٍ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ   اِلٰٓی اٰخِرِ الزَّمَانِ وَارْحَمْنَا وَوَالِدَیْنَا وَارْحَمِ الْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِعَدَدِهَا بِرَحْمَتِكَ یَٓا اَرْحَمَ الرَّاحِمٖینَ اٰمٖینَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ (12)

 

1 Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
2 Ey her şeyin sahibi, maliki ve idarecisi olan Allah
3 Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur (Saffat Suresi: 35; Muhammed Suresi: 19)
4 Allah’a tevekkül ettim (Hûd Suresi: 56.)
5 Nisâ Suresi: 79
6 Güzel ve huzur vereni al, çirkin ve keder vereni bırak
7 Buharî, Cenaiz: 68, 87; Müslim, Cennet: 70; Neseî, Cenâiz: 110; Müsned, 3:3, 4:287
8 Bkz Bakara Suresi: 25
9 Bkz Enbiya Suresi 30
;10 Ey her şeyin sahibi, maliki ve idarecisi olan Allah! • Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur (Muhammed Suresi: 19) • Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur O Hay’dır; ezelî ve ebedî hayat sahibidir O Kayyum’dur; varlığı için hiçbir sebebe ihtiyacı olmadığı gibi, bütün eşya Onun yaratmasıyla ve tedbiriyle devam eder ve vücutta kalır, beka bulur (Bakara Suresi: 255)
11 Müsned, 3:38; Darimî, Rikak: 94; Tirmizî, Kıyamet: 26
12 Allah’ım, bizi saadet, selâmet, Kur’ân ve iman ehlinden eyle Âmin • Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun Âl ve Ashabına, indiği günden itibaren tâ kıyamete kadar, onu okuyan her okuyucunun her kelimesini okuması esnasında Allah’ın izniyle hava dalgalarının aynasına yansıyan bütün Kur’ân kelimelerinin bütün harfleri adedince salât ve selâm eyle Bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün mü’minlere bu salâvatlar adedince merhamet et Bunu rahmetinle yap, ey merhametlilerin en merhametlisi! Duamızı kabul buyur Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun

Modülü İndir (PDF)

Modül No. 483.pdf
Size: 296,75 KB

Modül Değişiklik Önerisi Formu
Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
Free
Seviye
Seviye 1
Süre 40 dakika
Konu