İman- İslam İlişkisi
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Zıt Panel
- Kısmen tartışılmış, ancak yeterince açıklığa kavuşmamış konuların işlenmesi için uygulanır. Önceden işlenilen bir konunun tekrarı, pekiştirilmesi ve yanlış anlamaların düzeltilmesi için kullanılır. Önce bir lider seçilir. Daha sonra sınıf “soru soran grup” ve “cevap veren grup” diye ikiye ayrılır. Grupların hazırlık yapmaları için 15-50 dakika (genelde 20 dk) süre verilir. Bu hazırlık sürecinde soru soran grup soruları, cevap verecek grup kendisine sorulabilecek sorulara tahmini cevapları hazırlar. Daha sonra konu gruplar arasında tartışılır. Soru soran ve cevap veren grubun rolleri değişebilir. Soru soran ve cevap veren gruplar kendi içinde tekrar 4-6 kişilik gruplara ayrılır.
- Örnek:
- • Aşağıdaki metin öğrencilere dağıtılır.
- • Öğrenciler bu metni dikkatli bir şekilde okuyarak 5’er soru çıkarmaları istenir.
- Örnek sorular:
- • İman nedir?
- • İslam nedir?
- • “Risale-i Nur mizanları, din-i İslâm’ın ve hakaik-ı Kur’âniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki dinsiz dahi onları anlasa, taraftar olmamak kàbil değil.” 🡪 bu ifadeye Risale-i Nur’dan örnek veriniz.
- • İman ve İslamiyet arasındaki farklılıklar nelerdir?
- • Öğrenciler 2 gruba ayrılır.
- • Her grup bir başkan seçer.
- • Öğrenciler grupları ile birlikte sorularını birleştirerek düzenlerler.
- • Gruplar sırayla birbirlerine soru sorar ve cevaplarlar.
- • Kimlerin soru soracağına ve cevap vereceğine başkan karar verir
- Slogan Yazma
- • 3-4 kişilik gruplar oluşturulur.
- • Aşağıda yer alan ilişkili metin kağıtları gruplara dağıtılır.
- • Gruplardan 20 dakikada yazabildikleri kadar İman ve İslam ile ilgili slogan yazmaları istenir.
- • Sloganlar gruplar halinde okunur.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Rabian: Ulema-i İslâm ortasında “İslâm” ve “iman”ın farkları çok medar-ı bahis olmuş. Bir kısmı “İkisi birdir,” diğer kısmı “İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz” demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler.
Ben şöyle bir fark anladım ki: İslâmiyet iltizamdır; iman iz’andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.
Eskide bazı dinsizleri gördüm ki ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek, o dinsiz, bir cihette hakkın iltizamıyla İslâmiyet’e mazhardı; dinsiz bir Müslüman denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki ahkâm-ı Kur’âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; gayr-i müslim bir mü’min tabirine mazhar oluyorlar.
Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?
Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyet’siz iman da medar-ı necat olamaz. Felillâhi’l-hamdü ve’l-minnetü, Kur’ân’ın i’caz-ı manevîsinin feyziyle, Risale-i Nur mizanları, din-i İslâm’ın ve hakaik-ı Kur’âniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki dinsiz dahi onları anlasa, taraftar olmamak kàbil değil. Hem iman ve İslâm’ın delil ve bürhanlarını o derece kuvvetli göstermişlerdir ki gayr-i müslim dahi anlasa, herhalde tasdik edecektir; gayr-i müslim kaldığı halde iman eder.
Evet, Sözler, Tûbâ-i Cennetin meyveleri gibi tatlı ve güzel olan iman ve İslâmiyet’in meyvelerini ve saadet-i dâreynin mehasini gibi hoş ve şirin öyle neticelerini göstermişler ki görenlere ve tanıyanlara nihayetsiz bir tarafgirlik ve iltizam ve teslim hissini verir. Ve silsile-i mevcudat gibi kuvvetli ve zerrat gibi kesretli iman ve İslâm’ın bürhanlarını göstermişler ki nihayetsiz bir iz’an ve kuvvet-i iman verirler. Hatta bazı defa Evrad-ı Şah-ı Nakşibendîde şehadet getirdiğim vakit,
(2) عَلٰى ذٰلِكَ نَحْيٰى وَعَلَيْهِ نَمُوتُ وَعَلَيْهِ نُبْعَثُ غَدًا dediğim zaman, nihayetsiz bir tarafgirlik hissediyorum. Eğer bütün dünya bana verilse, bir hakikat-i imaniyeyi feda edemiyorum. Bir hakikatin bir dakika aksini farz etmek bana gayet elîm geliyor. Bütün dünya benim olsa, bir tek hakaik-ı imaniyenin vücut bulmasına bilâtereddüt vermesine nefsim itaat ediyor.
(3) وَاٰمَنَّا بِمَٓا اَرْسَلْتَ مِنْ رَسُولٍ وَاٰمَنَّا بِمَٓا اَنْزَلْتَ مِنْ كِتَابٍ وَصَدَّقْنَا dediğim vakit, nihayetsiz bir kuvvet-i iman hissediyorum. Hakaik-ı imaniyenin her birisinin aksini aklen muhal telâkki ediyorum. Ehl-i dalâleti nihayetsiz ebleh ve divane görüyorum.
(Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2023, s. 46)
***
İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrisini icmalen tasdik etmekten hâsıl olan bir nurdur.
[…]
Maahâzâ, imanın var olup olmadığı, sorgu ile anlaşılır. Meselâ, âmî bir adama, bütün cihetleriyle, eczasıyla kudretinde ve tasarrufunda bulunan Sâni’in yarattığı bu âlemin, bir cihette sânii olup olmadığı hakkında bir sorgu yapıldığı zaman, “Hiçbir cihette değildir, olamaz” dese kâfidir. Çünkü nefiy cihetinin, yani sânisiz olamayacağının onun vicdanında sabit olduğuna delâlet eder.
İman, Sa’d-ı Taftazânî’nin tefsirine göre, “Cenab-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyârının sarfından sonra ilkà ettiği bir nurdur” denilmiştir.
Öyle ise iman, Şems-i Ezelî’den vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede, bütün kâinatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs’at ve genişlik verir ki, insan o vüs’atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir.
Ve keza, iman, Şems-i Ezelî’den ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi, saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltı ile, vicdanında bulunan bütün emel ve istidatlarının tohumları, bir Şecere-i Tuba gibi, neşv ü nemaya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.
(İşârâtü’l-İ’câz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, s. 59-60)
***
(4) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(5) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Biz bu inanç üzere yaşıyoruz, bunun üzerinde ölürüz ve yarın yine bunun üzerine diriltileceğiz. (Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî, Mecmuatü’l-Ahzab, Evrad-ı Nakşibendî, 1:7.)
3. Gönderdiğin her peygambere iman ettik, indirdiğin her kitaba inandık ve hepsini doğruladık. (Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî, Mecmuatü’l-Ahzab, Evrad-ı Nakşibendî, 1:8.)
4. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
5. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
