Hürriyet ve İstibdadın Muvazenesi
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik-1
- Öğrenciler 3-4 kişilik gruplara ayrılır.
- Öğrencilerden “İstibdat”, “Hürriyet”, “Hürriyet-i şer’i“, “Tahakküm”, “Rey-i vahid“, “Muamele-i keyfiye“ konularını kapsayan bir kavram haritası yapmaları istenir.
- Kavram haritaları gruplar tarafından tahtada açıklanır.
- Tahtaya hep birlikte bir kavram haritası yapılır.
- Etkinlik-2
- Öğrencilerden içinde “İstibdat”, “Hürriyet”, “Haksızlık”, “Rey-i vahid”, “Tahakküm” kavramlarından bazılarının geçtiği bir anılarını yazmaları istenir.
- Bu anı kendi başlarından geçebileceği gibi şahit oldukları bir olay ya da durum da olabilir.
- Öğrenciler yazdıkları anılarını oluşturulacak uygun yollarla paylaşması sağlanır.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
(Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla)
Sual: İstibdat nedir; meşrutiyet nedir?
Cevap: İstibdat tahakkümdür, muâmele-i keyfiyedir, kuvvete istinad ile cebirdir, rey-i vâhiddir, sû-i istimâlâta gâyet müsâit bir zemindir, zulmün temelidir, insâniyetin mâhisidir. Sefâlet derelerinin esfel-i sâfilînine insanı tekerlendiren ve âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefâlete düşürttüren ve ağrâz ve husumeti uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren, hatta herşeye sirâyet ile zehrini atan, o derece ihtilâfâtı beyne’l-İslâm îkâ edip, Mûtezile, Cebriye, Mürcie gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden, istibdattır.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 159-160)
***
Sual: Şu pis istibdat ne vakitten beri başlamış, geliyor?
Cevap: İnsanlar hayvanlıktan çıkıp geldiği vakit, nasılsa bunu da beraber getirmiştir.
Sual: Demek şu istibdat hayvaniyetten gelmedir?
Cevap: Evet… Müstebit bir kurt, bîçare bir koyunu parça parça etmek, daima kavî, zayıfı ezmek, hayvanların birinci düstur ve kavânîn-i esâsiyesindendir.
Sual: Sonra?
Cevap: Şeriat-ı Garrâ zemine nüzûl etti; ta ki, zeminin yüzünü temiz ve insanın yüzünü ak etsin, şu insâniyetin siyah lekesini izâle etsin; hem de, izâle etti. Fakat, vâesefâ ki, muhît-i zamânî ve mekânînin tesiriyle, hilâfet saltanata inkılâp edip, istibdat bir parça hayatlandı. Ta Yezid zamanında, bir derece kuvvet bularak, başını kaldırdığından, İmam-ı Hüseyin Hazretleri hürriyet-i şer’iye kılıncını çekti, başına havâle eyledi. Fakat, ne çare ki, istibdadın kuvveti olan cehil ve vahşet, cevânib-i âlemde zaynâb gibi Yezid’in istibdadına kuvvet verdi.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 167-168)
***
Sual: Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. Hatta âdetâ hürriyette insan herne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar vermemek şartıyla birşey denilmez, diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir?
Cevap: Öyleleri hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira, nâzenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa, sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. Nefs-i emmâreye esir olmaktır.
Hürriyet-i umumî, efrâdın zerrât-ı hürriyâtının muhassalıdır. Hürriyetin şe’ni odur ki, ne nefsine, ne gayrıya zararı dokunmasın.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 177)
***
S- Nasıl, hürriyet imanın hâssasıdır?
C- Zira rabıta-i iman ile Sultan-ı Kâinat’a hizmetkâr olan adam, tezellüle tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye, izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüzü dahi şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet bir padişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tezellül etmez. Bir bîçareye tahakküme dahi, tenezzül etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derecede hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saadet…
S- Bir büyük adama, bir veliye, bir şeyhe, bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız? Onlar meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların ve faziletlerinin esiriyiz.
C- Velayet, şeyhlik, büyüklüğün şe’ni; tevazu ve mahviyettir. Tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 179)
***
S- Pekâlâ, kabul ettik ki hürriyet iyidir, güzeldir. Fakat şu Ermenilerin hürriyeti çirkin görünür, bizi düşündürür. Re’yin nedir?
C-… Onların hürriyeti; onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır. Bu ise, şer’îdir. Bundan fazlası; sizin fenalığınıza, divaneliğinize karşı bir tecavüzleridir, cehaletinizden bir istifadeleridir.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 179)
***
“Bazıları; ‘Sünnet-i Nebeviyeyi hedef-i maksad eden İttihad-ı İslâm1, hürriyeti tahdid eder ve levazım-ı medeniyete münafîdir’ diyorlar.”
Elcevab: Asıl mü’min, hakkıyla hürdür. Sâni’-i Âlem’e abd ve hizmetkâr olan, halka tezellüle tenezzül etmemek gerektir. Demek imana ne kadar kuvvet verilse, hürriyet de o kadar kuvvet bulur.
Amma hürriyet-i mutlaka ise, vahşet-i mutlakadır, belki hayvanlıktır. Tahdid-i hürriyet dahi insaniyet nokta-i nazarından zarurîdir.
Sâniyen: (2) Çocukluk tabiatı ile, heva ve heves ile zünub ve mesavî-i medeniyet mehasin zan olunuyor. Halbuki medeniyetin hiçbir hakiki mehasini yoktur ki, İslâmiyette sarahaten veya zımnen veya iznen o veya daha ahseni bulunmasın.
Sâlisen: Bazı sefih ve lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar.
Elhasıl: Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdad veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya vahşettir. Böyle lâübaliler ve zındıklar iyi bilsinler ki, dinsizlikle ve sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebiye kendilerini sevdiremezler ve benzetemezler. Zira mesleksiz ve sefih sevilmez. Ve bir kadına yakışır istihsan ettiği libası erkek giyse maskara olur.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 61)
***
Zira cahil efrad ve avâm-ı nâs, kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s.122)
***
…istibdadın ve zaman-ı mazînin seyyiatı din ve Şeriatı lekedâr etmemek için, meşrutiyeti şeriât libasıyla göstermek ve tatbik etmek zaruridir. Hulefa-i Raşidînin ve Ömer Bin Abdülaziz’in zamanlarını taklid edebiliriz.
Eğer denilse ki: “Onlardaki saffet ve ahlâk-ı hasene bizde yoktur ki taklid mümkin ola!..”
Ben derim: Meyl-i terakkinin ikazıyla bizdeki tenebbüh-ü efkâr ve telâhuk-u efkârdan hâsıl olan tekemmül-ü mebâdî ve ihata-i medeniyet bu safvet ve ahlâkın yerini tutar. Düvel-i ecnebîyenin adâleti bu cevabı isbat eder.
Medeniyet-i İslâmiyenin medeniyet-i hâzıradan farkı, yalnız menahî ve rezâil ve esaret-i nefisten men’dir. Hem de kamet-i merdane-i isti’dad-ı millimize kadınların libası gibi süslü sefâhet ve hevesat yakışmıyor. Zîrâ bir erkek bir kadının kametinde istihsan ettiği libası giyse rezil olur ve bilakis…
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 39-40)
Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdat veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya vahşettir.
(Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 61)
***
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ3
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ4
1. Volkan’da İttihad-ı Muhammedî olarak geçer.
2. Hutbe-i Şamiye’de “Sâniyen” ile başlayan paragraf tayyedilmiştir.
3. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
4. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
