Günah ve Musibetlere Karşı Sabır
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- 1. Etkinlik: Kartopu Tekniği
- Bu teknik, öğrencilerin "şeytanların ve imtihanın hikmeti" üzerine kademeli olarak düşünmelerini sağlar.
- Bireysel Aşama: Öğrencilere "Şeytanlar neden yaratılmıştır?" ve "Din neden bir imtihandır?" soruları yöneltilir; her öğrenci cevabı bireysel olarak düşünür.
- Eşli Aşama: Öğrenciler ikili gruplara ayrılır ve fikirlerini birbirleriyle paylaşarak ortak bir cevap geliştirirler.
- Grup Aşaması: İkili gruplar birleşerek dörtlü grupları oluşturur; "elmas ruhlar ile kömür ruhların ayrışması" mecazı üzerinden tartışma derinleştirilir.
- Sunum: Her grup bir sözcü seçer; sözcüler ulaşılan ortak sonuçları sınıfa özetleyerek sunar.
- 2. Etkinlik: Tombala Etkinliği
- Metinlerdeki "günahların kalbi siyahlandırması" ve "musibetlerin meyveleri" konularını pekiştirmek için uygulanır.
- Hazırlık : İlişkili metinler (2. Lem'a) sınıfta okunur; her öğrenciden metne dayalı 3 adet kritik soru hazırlaması istenir.
- Soru Toplama: Hazırlanan sorular küçük kağıtlara yazılarak öğretmende bulunan bir fanusun (veya kutunun) içine atılır.
- Uygulama: Listeden rastgele bir öğrenci seçilir; öğrenci fanustan bir soru çeker, cevaplar ve ardından bir arkadaşının ismini söyleyerek oyunu devreder.
- Tartışma: Her cevaptan sonra sınıfın kısa bir fikir alışverişi yapması sağlanır; eksik noktalar öğretmen tarafından metne bağlı olarak tamamlanır.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ 1
Bâhusus, nasıl ki o hazretin yaralarından neş’et eden kurtlar kalb ve lisânına ilişmişler; öyle de, bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hâsıl olan vesveseler, şübheler – neûzü billâh – mahall-i îmân olan bâtın-ı kalbe ilişip îmânı zedeler ve îmânın tercümânı olan lisânın zevk-i rûhânisine ilişip; zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar.
Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u îmânı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor
Meselâ, utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının ıttılâ’ından çok hicâb ettiği zaman, melâike ve rûhâniyâtın vücûdu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor
Hem meselâ, Cehennem azâbını intac eden büyük bir günahı işleyen bir adam, Cehennemin tehdidâtını işittikçe istiğfar ile ona karşı siper almazsa, bütün rûhuyla Cehennemin ademini arzu ettiğinden küçük bir emâre ve bir şübhe Cehennemin inkârına cesâret veriyor.
Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve vazife-i ubûdiyeti yerine getirmeyen bir adamın; küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tenbellik, büyük bir sıkıntı veriyor ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve ma’nen diyor ki
“Keşke o vazife-i ubûdiyeti bulunmasa idi.” Ve bu arzudan bir manevî adâvet-i İlâhiyeyi işmâm eden bir inkâr arzusu uyanır. Bir şübhe – vücûd-u İlâhiyeye dair – kalbe gelse, kat’î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder. Büyük bir helâket kapısı ona açılır.
O bedbaht bilmiyor ki; inkâr vâsıtasıyla, gayet cüz’î bir sıkıntı vazife-i ubûdiyetten gelmeye mukâbil, inkârda milyonlar ile o sıkıntıdan daha müdhiş manevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın ısırmasını kabûl eder. Ve hâkezâ… Bu üç misâle kıyâs edilsin ki,
بَلْ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ 2
sırrı anlaşılsın.
İkinci Nükte
“Yirmialtıncı Söz”de sırr-ı Kadere dair beyân edildiği gibi, musîbet ve hastalıklarda insanların şekvâya üç vecihle hakları yoktur.
…
Üçüncü Nükte
Eski hayatında geçirdiği muvakkat âlâmın zevâlinden neş’et eden manevî ve dâimî lezzet, “Elhamdülillâh” dedirtir. Bu fıtrî hâletle beraber, musîbetlerin neticesi olan sevâb ve mükâfât-ı uhreviye ve kısa ömrü, musîbet vâsıtasıyla uzun bir ömür hükmüne geçmesini düşünse, sabırdan ziyâde, şükreder.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى كُلِّ حَالٍ سِوَى الْكُفْرِ وَالضَّلَالِ 3
demesi iktiza eder.
Meşhûr bir söz var ki, “Musîbet zamanı uzundur.” Evet, musîbet zamanı uzundur. Fakat örf-ü nâsta zannedildiği gibi sıkıntılı olduğundan uzun değil, belki uzun bir ömür gibi hayatî neticeler verdiği için uzundur.
Lem’alar, s.22-23, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2022
***
Din bir imtihandır. Teklif-i İlâhî bir tecrübedir. Tâ ervah-ı âliye ile ervah-ı safile müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasıl ki bir madene ateş veriliyor, tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de, bu dâr-ı imtihanda olan teklifat-ı İlâhiye bir ibtilâdır ve bir müsabakaya sevktir ki, istidad-ı beşer madeninde olan cevahir-i âliye ile mevadd-ı süfliye birbirinden tefrik edilsin.
Madem Kur’ân, bu dâr-ı imtihanda bir tecrübe suretinde, bir müsabaka meydanında beşerin tekemmülü için nazil olmuştur; elbette şu dünyevî ve herkese görünecek umur-u gaybiye-i istikbaliyeye yalnız işaret edecek ve hüccetini ispat edecek derecede akla kapı açacak. Eğer sarahaten zikretse, sırr-ı teklif bozulur. Âdeta gökyüzündeki yıldızlarla vâzıhan
لَٓا اِلَهَ اِلَّا اللّٰهُ 4
yazmak misillü bir bedahete girecek; o zaman, herkes ister istemez tasdik edecek. Müsabaka olmaz; imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh HÂŞİYE beraber kalacaklar.
Sözler, s.299, Yeni Asya Neşriyat, Nisan 2023
***
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ 5
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ 6
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Kalplerini karartmıştır (Mutaffifîn Suresi: 14) Ayetin tamamının meali ise şöyledir: “Doğrusu onların kazandıkları günahlar, birike birike kalplerini kaplayıp karartmıştır”
3. Küfür ve dalâletin dışında her türlü hal için Allah’a hamd olsun (Feyzü’l-Kadîr, 1: 368, 662)
4. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur (Muhammed Suresi: 19)
HÂŞİYE: Ebu Cehil-i Lâin ile Ebu Bekir-i Sıddık, müsâvî görünecek; sırr-ı teklif zayi olacak.
5. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
6. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
