Akıl ve Kalp Ortaklığı
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
• Kur’an’ın bu yöntemle insan cihazlarını kâinatın ve ilahî gerçeklerin sırlarını açan kudsî birer anahtara dönüştürdüğünü fark eder.
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- 1. Kollegyum Uygulaması
- • Sınıfı 3-5 kişilik "Uzman Grup" ve 3-5 kişilik "Öğrenci Grubu" olarak ikiye ayrılır.
- • Uzman grup, verilen metinleri (Şualar ve Mesnevi-i Nuriye) "akıl ve kalp ortaklığı" bağlamında derinlemesine inceler.
- • Öğrenci grubu ise dinleyicileri temsil ederek konuyla ilgili temel bilgileri sunar ve ardından uzman gruba sorularını yöneltir. Örneğin; "Aklın bir bela aleti olmaktan kurtulup pırlanta bir anahtara dönüşmesi nasıl mümkündür?" gibi sorularla tartışma derinleştirilir.
- • Sunumlar bittikten sonra sınıftaki diğer dinleyici öğrenciler de uzman gruba soru/sorular sorar.
- • Süreç boyunca grup sözcüsü tartışmaları özetler ve öğrencileri soru sorma konusunda teşvik eder.
- 2. Benzerlik Farklılık Bulma Etkinliği
- • Kollegyumda ortaya çıkan verileri somutlaştırmak amacıyla sınıf 4-5 kişilik gruplara ayrılır.
- • Gruplardan, metindeki "Tevhid sırrı ile kullanılan akıl" ve "Şirk/Küfür ile kullanılan akıl" durumlarını karşılaştırmaları istenir.
- • Öğrenciler; bu iki durumun kâinata bakışı, insan üzerindeki etkisi ve zaman algısı gibi kriterlerdeki farklarını bir tablo üzerinde listelerler.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Hem insanın bütün cihazatları ve hissiyatları, sırr-ı vahdet ile gayet yüksek bir kıymet alırlar ve şirk ve küfür ile gayet derecede sukut ederler. Meselâ, insanın en kıymettar cihazı akıldır. Eğer sırr-ı tevhid ile olsa o akıl hem İlâhî kudsî defineleri hem kâinatın binler hazinelerini açan pırlanta gibi bir anahtarı olur. Eğer şirk ve küfre düşse, o akıl, o halde, geçmiş zamanın elîm hüzünlerini ve gelecek zamanın vahşî korkularını insanın başına toplattıran meş’um ve sebeb-i taciz bir alet-i belâ olur.
Şualar, s.28, Yeni Asya Neşriyat, Aralık-2024
***
Risale-i Nur’un Bir Nevi Arabî Mesnevî-i Şerif’i Hükmünde Olan Bu Mecmuanın Mukaddemesi
Beş Noktadır:
• Birinci Nokta: Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için hakikatü’l-hakaika karşı, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarikat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünkü aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralıydı; tedavi lâzımdı. Sonra hem kalben, hem aklen hakikate giden bazı büyük ehl-i hakikatin arkasında gitmek istedi. Baktı, onların her birinin ayrı, cazibedar bir hassası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbânî de ona gaybî bir tarzda “Tevhid-i kıble et!” demiş. Yani, “Yalnız bir üstadın arkasından git!”
O çok yaralı Eski Said’in kalbine geldi ki: “Üstad-ı hakikî Kur’ân’dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur” diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûka başladılar. Nefs-i emmaresi de şükuk ve şübehatıyla onu manevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil, belki İmam-ı Gazalî (ra), Mevlâna Celâleddin (ra) ve İmam-ı Rabbânî (ra) gibi kalp, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrakın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur’ân’ın dersiyle, irşadıyla hakikate bir yol bulmuş, girmiş. Hatta
وَف۪ى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰٓى اَنَّهُ وَاحِدٌ hakikatine mazhar olduğunu, Yeni Said’in Risale-i Nur’uyla göstermiş.
• İkinci Nokta: Mevlâna Celâleddin (ra) ve İmam-ı Rabbânî (ra) ve İmam-ı Gazalî (ra) gibi akıl ve kalp ittifakıyla gittiği için, her şeyden evvel kalp ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, lillâhilhamd, Eski Said Yeni Said’e inkılâb etmiş. Aslı Farisî, sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi, o da Arapça, bir nevi Mesnevî hükmünde, Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu’le, Lem’alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri; ve Türkçe’de o vakit Nokta ve Lemaat’ı gayet kısa bir surette yazmış, fırsat buldukça da tab etmiş. Yarım asra yakın, o mesleği Risale-i Nur suretinde, fakat dâhilî nefis ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalâlete giden ehl-i felsefeye karşı, Risale-i Nur, geniş ve küllî mesnevîler hükmüne geçti.
• Üçüncü Nokta: O Yeni Said’in münazarasıyla nefis ve şeytanın tam mağlûp edilmesi ve susturulması gibi, Risale-i Nur dahi yaralanmış talib-i hakikati kısa bir zamanda tedavi ettiği gibi, ehl-i ilhad ve dalâleti de tam ilzam ve iskât ediyor. Demek, bu Arabî Mesnevî mecmuası, Risale-i Nur’un bir nevi çekirdeği ve fidanlığı hükmündedir. Bu mecmuanın yalnız dâhilî nefis ve şeytanla mücadelesi, nefs-i emmarenin ve şeytan-ı cinnî ve insînin şübehatından tamamıyla kurtarıyor. Ve o malûmat ise meşhudat hükmünde; ve ilme’l-yakîn ise ayne’l-yakîn derecesinde bir itminan ve bir kanaat veriyor.
• Dördüncü Nokta: Eski Said, ilm-i hikmet ve ilm-i hakikatin çok derin meseleleriyle meşgul olması ve büyük ulemalarla derin meseleler üzerinde münazarası ve medresenin yüksek derslerini gören eski talebelerinin fehimlerinin derecesine göre yazması ve Eski Said’in de terakkiyat-ı fikriye ve kalbiyesinde, yalnız kendisi anlayacak bir surette, gayet kısa cümlelerle ve gayet muhtasar bir ifadeyle uzun hakikatlere kısa kelimelerle işaretler nev’inde, o mecmuayı yazdığı için, bir kısmını en müdakkik âlimler de zorla anlayabilir. Eğer tam izah olsaydı, Risale-i Nur’un mühim bir vazifesini görecekti. Demek o fidanlık Mesnevî, turuk-u hafiye gibi enfüsî ve dâhilî cihetinde çalışmış, kalp ve ruh içinde yol açmaya muvaffak olmuş. Bahçesi olan Risale-i Nur, hem enfüsî, hem ekseri cihetinde turuk-u cehriye gibi âfâkî ve hâricî daireye bakıp marifetullaha geniş ve her yerde yol açmış. Âdeta Mûsa Aleyhisselâmın asâsı gibi nereye vurmuş ise su çıkarmış…
Hem Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur’ân’ın bir i’caz-ı manevîsiyle, her şeyde bir pencere-i marifet açmış, bir senelik işi bir saatte görür gibi, Kur’ân’a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlûp olmayıp galebe etmiş.
• Beşinci Nokta: Eski Said’in Yeni Said’e inkılâb etmesi zamanında, yüzer ilimlerle alâkadar binler hakikatler, ayrı ayrı birer risaleye mevzu olacak kıymette iken, o Said telif ederken, meselelerin başında “i’lem, i’lem, i’lem”lerle, her bir hakikati –ki, bir risale olacak derecede ehemmiyetli iken– birkaç satırda, bazen bir sayfada, bazen bir iki satırda zikrediyorlar. Âdeta her bir “i’lem” bir risalenin şifresidir. Hem “i’lem”ler, birbirine bakmayarak muhtelif ilimlerin ve hakikatlerin fihristeleri hükmünde yazıldığından, o mecmuayı okuyanlar, bu noktaları nazara alıp itiraz etmesinler.
Mesnevi-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, Kasım-2024, s. 19-20
***
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
