Akıl-Nakil Çatışması
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Örnek Bulma
- ● Öğrenciler 5-7 kişilik gruplara ayrılır.
- ● Her gruba ilişkili metin dağıtılır.
- ● Metindeki akıl ve naklin tenakuz ettikleri durumlarda aklın esas alınıp naklin tevil edildiği örnekler Risale-i Nur külliyatından bulunur. (Örn. Sevr ve Hut meselesi)
- ● Bulunan örnekler grup sözcüsü tarafından paylaşılır.
- ● Örneklerle ilgili değerlendirme yapılır.
- Anı Yazma
- Her öğrenen kendi yaşantısından ilgili konuya yönelik anı yazar. Bunun için kazanıma uygun kavramları öğrencilere vermek gerekir. Bu kavramları kullanarak yazmaları istenir.
- ● Öğrencilerden içinde “Akıl”, “Nakil”, “Tevhid”, “Nübüvvet”, “Haşir”, “Adalet ve ibadet” kavramlarından bazılarının geçtiği bir anılarını yazmaları istenir.
- ● Bu anı kendi başlarından geçebileceği gibi şahit oldukları bir olay ya da durum da olabilir.
- ● Öğrenciler yazdıkları anılarını oluşturulacak uygun yollarla paylaşması sağlanır.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Birinci Mukaddeme
Takarrür etmiş usuldendir: Akıl ve nakil tearuz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.
Hem de tahakkuk etmiş: Kur’ân’ın her bir tarafında intişar eden makasıd-ı esasiye ve anasır-ı asliye dörttür. Onlar da, ispat-ı Sâni-i Vahid ve nübüvvet ve haşr-i cismanî ve adalet’tir.
Yani, hikmet tarafından kâinata îrâd olunan suallere –Şöyle: “Ey kâinat! Nereden ve kimin emriyle geliyorsunuz? Sultanınız kimdir? Delil ve hatibiniz kimdir? Ne edeceksiniz ve nereye gideceksiniz?” – kat’î cevap verecek, yalnız Kur’ân’dır. Öyle ise, Kur’ân’da makàsıddan başka olan kâinat bahsi istitradîdir; tâ sanatın intizamıyla Sâni-i Zülcelâl’e istidlâl yolu gösterilsin.
Evet, intizam görünür ve kemal-i vuzuh ile kendini gösterir. Sâniin vücud ve kasd ve iradesine kat’iyen şehadet eden intizam-ı sanat, kâinatın her cihetinde boynunu kaldırarak, her canibinde lemaan eden hüsn-ü hilkati nazar-ı hikmete gösteriyor. Güya her bir masnu birer lisan olup Sâniin hikmetini tesbih ediyor ve her bir nevi parmağını kaldırarak şehadet ve işaret ediyor. Madem maksad budur ve madem kâinatın kitabından intizama olan rumuz ve işârâtını taallüm ediyoruz ve madem netice bir çıkar; teşekkülât-ı kâinat nefsü’l-emirde nasıl olursa olsun, bize bizzat taallûk etmez. Fakat o meclis-i âlî-i Kur’ânîye girmiş olan kâinatın her ferdi dört vazife ile muvazzaftır:
Birincisi: İntizam ve ittifak ile Sultan-ı Ezel’in saltanatını ilân.
İkincisi: Her biri birer fenn-i hakikînin mevzu ve müntehabı olduklarından, İslâmiyet fünun-u hakikiyenin zübdesi olduğunu izhar.
Üçüncüsü: Her biri birer nev’in numunesi olduklarından, hilkatte cârî olan kavânîn ve nevâmis-i İlâhiyeye İslâmiyet’i tatbik ve mutabık olduğunu ispat. Tâ o nevâmis-i fıtriyenin imdadıyla İslâmiyet neşv ü nemâ bulsun.
Evet, bu hasiyetle din-i mübin-i İslâm, sair –heva ve heves içinde muallâk ve mededsiz, bazen ışık ve bazen zulmet veren ve çabuk tegayyüre yüz tutan– dinlerden mümtaz ve serfirazdır.
Dördüncüsü: Her biri birer hakikatin numunesi olduklarından, efkârı hakaik cihetine tevcih ve teşvik ve tembih etmektir.
Ezcümle, Kur’ân’da kasem ile temeyyüz etmiş olan ecram-ı ulviye ve süfliyeyi tefekkürden gaflet edenleri daima ikaz ederler. Evet, kasemat-ı Kur’âniye, nevm-i gaflette dalanlara kar’u’l-asadır.
Şimdi tahakkuk etmiş, şu şöyledir. Öyle ise, şek ve şüphe etmemek lâzımdır ki, mu’ciz ve en yüksek derece-i belâgatte olan Kur’ân-ı mürşid, esalib-i Arab’a en muvafıkı ve tarik-ı istidlâlin en müstakim ve en vâzıhı ve en kısasını ihtiyâr edecektir. Demek, hissiyat-ı ammeyi tefhim ve irşad için bir derece ihtiram edecektir. Demek, delil olan intizam-ı kâinatı öyle bir vecih ile zikredecek ki, onlarca maruf ve akıllarına me’nus ola. Yoksa, delil müddeadan daha hafî olmuş olur. Bu ise, tarik-ı irşada ve meslek-i belâgate ve mezheb-i i’caza muhaliftir.
(Muhakemat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 27-28)
***
(2) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(3) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
3. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
