Ahirzaman’da Tuzaklar
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik–1
- Öğrenciler 3’erli gruplar haline ayrılır.
- Her grupta” meşru ve gayr-ı meşru “konulu metnin amacına bağlı bir hikaye oluşturur.
- Öğrenciler 5 dakikalık bir senaryo hazırlar.
- Öğrenciler hazırlanan diğer senaryolar üzerinde fikir alışverişi yaparlar.
- Tüm drama konuları bir defterde toparlanıp öğrencilere verilir.
- Etkinlik–2
- Öğrenciler iki ayrı gruba ayrılır. Gruptan da birer öğrenci tahtaya çıkar.
- Belirlenen öğrenciler tahtada ahirzaman konusu ile ilgili cümleler yazar.
- Gruplardaki diğer öğrencilerden birer kişi tahtaya gelir ve cümlenin devamına aynı şekilde başka bir cümle yazar.
- Sonra ayaktaki 2 öğrenci oturur ve sıradaki öğrenciler aynı usulle oyuna devam eder.
- Öğrenciler öğrendikleri bilgilere göre fikirlerini tahtaya yazabilirler.
- Ahirzaman konuları hakkında daha 5 dakikalık fikirlerini konuşmaya devam ederler.
- Sürenin sonunda cümleler incelenir ve gruplar tebrik edilir.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
(Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.)
Üçüncü Mesele
Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur:
Madem lezzet ve zevk için ölümü hatıra getirmeyip dalâlet ve sefahete atılıyorsun. Kat’iyen bil ki, senin dalâletin hükmüyle bütün geçmiş zaman-ı mazi ölmüş ve mâdumdur. Ve içinde cenazeleri çürümüş bir vahşetli mezaristandır. İnsaniyet alâkadarlığıyla ve dalâlet yoluyla, senin başına ve varsa ve ölmemişse kalbine, o hadsiz firaklardan ve o nihayetsiz dostlarının ebedî ölümlerinden gelen elemler, senin şimdiki sarhoşça, pek kısa bir zamandaki cüz’î lezzetini imha ettiği gibi, gelecek istikbal zamanı dahi, itikatsızlığın cihetiyle yine mâdum ve karanlıklı ve ölü ve dehşetli bir vahşetgâhtır.
(Asâ-yı Musa, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 28-29)
***
Beşinci Şuâ’ın İkinci Makamı ve Meseleleri
Birinci Mesele
Rivayette var ki, “Âhirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyanın eli delinecek.”
Allahu a’lem, bunun bir te’vili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, “Filân adamın eli deliktir.” Yani çok müsriftir.
İşte, “Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder” diye bu hadîs ihtar ediyor; “İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer” diye haber verir.
(Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 614)
***
İkinci Mesele:
Otuz birinci âyetin işaretinin beyanında
يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا1
bahsinde denilmiş ki: Bu asrın bir hassası şudur ki, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı bakiyeye bilerek tercih ettiriyor. Yani, kırılacak bir cam parçasını baki elmaslara bildiği halde tercih etmek bir düstur hükmüne geçmiş.
Ben bundan çok hayret ediyordum. Bugünlerde ihtar edildi ki, nasıl bir uzv-u insanî hastalansa, yaralansa, sair âzâ vazifelerini kısmen bırakıp onun imdadına koşar. Öyle de, hırs-ı hayat ve hıfzı ve zevk-i hayat ve aşkı taşıyan ve
fıtrat-ı insaniyede derc edilen bir cihaz-ı insaniye, çok esbapla yaralanmış, sair letâifi kendiyle meşgul edip sukut ettirmeye başlamış; vazife-i hakikiyelerini onlara unutturmaya çalışıyor.
Hem nasıl ki bir cazibedar sefihane ve sarhoşane şâşaalı bir eğlence bulunsa, çocuklar ve serseriler gibi, büyük makamlarda bulunan insanlar ve mesture hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakikî vazifelerini tatil ederek iştirak ediyorlar. Öyle de, bu asırda hayat-ı insaniye, hususan hayat-ı içtimaiyesi öyle dehşetli, fakat cazibeli ve elîm, fakat meraklı bir vaziyet almış ki, insanın ulvî latifelerini ve kalb ve aklını nefs-i emmaresinin arkasına düşürüp pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.
(Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s.307)
***
Ehl-i dalaletin vekili, tutunacak ve dalaletini ona bina edecek hiçbir şey bulamadığı ve mülzem kaldığı zaman şöyle diyor ki:
“Ben, saadet-i dünyayı ve lezzet-i hayatı ve terakkiyat-ı medeniyeti ve kemal-i san’atı; kendimce, âhireti düşünmemekte ve Allah’ı tanımamakta ve hubb-u dünyada ve hürriyette ve kendine güvenmekte gördüğüm için, insanın ekserîsini bu yola şeytanın himmetiyle sevkettim ve ediyorum.”
Elcevap: Biz dahi Kur’an namına diyoruz ki:
Ey bîçare insan! Aklını başına al! Ehl-i dalaletin vekilini dinleme!
Eğer onu dinlersen hasaretin o kadar büyük olur ki, tasavvurundan ruh, akıl ve kalb ürperir.
(Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2025, s. 710)
***
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ 2
وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ 3
1. Onlar ki dünya hayatını seve seve [ahirete] tercih ederler (İbrahim Suresi: 3)
2. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
3. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
