Ağaçların Allah’ı Zikretmesi

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt Konu)

Ağaçların Allah’ı Zikretmesi

Amaçlar

Her varlık gibi ağaçların da Yaratıcıyı zikrettiğini kavrar. Ağaçlar gibi her varlığın kendi dillerince Cenab-ı Hakkı zikrettiğini fark eder. Tüm mevcudat ile Allah adına bağ kurar.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

Doğa gezisi, cümle yazma (Hamd, tesbih ve zikir ile ilgili)

Materyal ve Teknoloji

Ney Dinletisi (İlgili tavsiye link https://www.youtube.com/watch?v=JFjoVCIdEgw)

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • Etkinlik-1
    • Doğa gezisi planlanır.
    • İlgili metin öğrenciler tarafından okunur.
    • Öğrenciler ortamın durumuna göre birbirini görecek şekilde (u düzeni) oturtulur.
    • Öğrencilerden duygu ve düşüncelerini birer cümle ile ifade etmeleri istenir
    • Sırası gelen öğrencinin isteksizliği durumunda pas geçilir.
    • Her öğrenci birer cümle ifade edecek şekilde döngü tamamlanır.
  • Etkinlik-2
    • Öğrencilerden duygu ve düşüncelerini ayrıca birer cümle ile yazmaları istenir.
    • Yazılan cümleler paylaşılır, manaları tartışılır.

Ölçme ve Değerlendirme

Öğrencilerden kainatın hamd, teşbih ve zikrine ilişkin bir dua yazmaları istenir.

İlişkili Metinler

BARLA YAYLASI, ÇAM, KATRAN, ARDIÇ, KARAKAVAĞIN BİR MEYVESİDİR

Makam münasebetiyle buraya alınmış On Birinci Mektub’un bir parçasıdır.

Bir vakit esaretimde, dağ başında azametli çam ve katran ve ardıç ağaçlarının heybetnüma suretlerini, hayretfeza vaziyetlerini temaşa ederken, pek latîf bir rüzgâr esti. O vaziyeti, pek muhteşem ve şirin velveleâlûd bir zelzele-i raksnüma, bir tesbihat-ı cezbeeda suretine çevirdiğinden; eğlence temaşası, nazar-ı ibrete ve sem’-i hikmete döndü. Birden Ahmed-i Cezerî’nin Kürtçe şu fıkrası,

[1]هَرْكَسْ بِتَمَاشَاگَهِ حُسْنَاتَه زِهَرْ جَاىْ تَشْبٖيهِ نِگَارَانْ بِجَمَالَاتَه دِنَازِنْ

hatırıma geldi. Kalbim, ibret manalarını ifade için şöyle ağladı:

يَارَبْ، هَرْ حَىْ بِتَمَاشَاگَهِ صُنْعِ تُو زِهَرْ جَاىْ بَتَازٖى ۝زِنَشٖيبُ اَزْ فِرَازٖى مَانَنْدِ دَلَالَانْ بِنِدَاءِ بِآوَازٖى ۝ دَمْ دَمْ زِجَمَالِ نَقْشِ تُو دَرْ رَقْصِ بَازٖى ۝زِكَمَالِ صُنْعِ تُو خُوشْ خُوشْ بِگازٖى۝زِشٖيرٖينٖى آوَازِ خُودْ هَىْ هَىْ دِنَازٖى ۝ أَزْ وَىْ رَقْصَ آمَدْ جَزْبَه خَازٖى۝أَزٖينْ آثَارِ رَحْمَتْ يَافْتْ هَرْ حَىْ دَرْسِ تَسْبٖيحُ نَمَازٖى ۝اٖيسْتَادَسْتْ هَرْ يَكٖى بَرْسَنْكِ بَالَا سَرْفِرَازٖى ۝ دِرَازْ كَرْدَسْتْ دَسْتِهَارَا بَدَرْگَاهِ اِلٰهٖى هَمْ چُوشَهْبَازٖى ۝بَجُنْبٖيدَسْتْ زُلْفَهَارَا بَشَوْقَ اَنْگٖيزِ شَهْنَازٖى ۝ بَبَالَامٖيزَنَنْدْ أَزْ پَرْدَه هَاىِ هَاىِ هُوىِ عَشْقْ بَازٖى ۝مٖيدِهَدْ هُوشَه گٖيرٖينْهَاىِ دٖيرٖينْهَاىِ زَوَالٖى اَزْ حُبِّ مَجَازٖى ۝ بَرْ سَرِ مَحْمُودْهَا نَغْمَهَاىِ حُزْنْ اَنْگٖيزِ اَيَازٖى۝مُرْدَهَارَا نَغْمَهَاىِ اَزَلٖى اَزْ حُزْنْ اَنْگٖيزِ نَوَازٖى ۝رُوحَه مٖى آيَدْ اَزُو زَمْزَمَهءِ نَازُ نِيَازٖى۝قَلْبْ مٖيخَوَانَدْ اَزٖينْ آيَاتْهَا سِرِّ تَوْحٖيدْ زِعُلُوِّ نَظْمِ اِعْجَازٖى ۝ نَفْسْ مٖيخَوَاهَدْ دَرْ اٖينْ وَلْوَلَهَا زَلْزَلَهَا زَوْقِ بَاقىٖ دَرْ فَنَاىِ دُنْيَا بَازٖى ۝ عَقْلْ مٖيبٖينَدْ اَزٖينْ زَمْزَمَهَا دَمْدَمَهَا: نَظْمِ خِلْقَتْ، نَقْشِ حِكْمَتْ، كَنْزِ رَازٖى ۝ آرْزُو مٖيدَارَدْ هَوَا اَزٖينْ هَمْهَمَهَا هُوهُو۫هَا مَرْگِ خُودْ دَرْ تَرْكِ اَزْوَاقِ مَجَازٖى ۝ خَيَالْ بٖينَدْ اَزٖينْ اَشْجَارْ مَلَائِكْ رَا جَسَدْ آمَدْسَمَاوٖى بَاهَزَارَانْ نَىْ ۝ اَزٖينْ نَيْهَا شُنٖيدَتْ هُوشْ سِتَايِشْهَاىِ ذَاتِ حَىْ ۝ وَرَقْهَا رَا زَبَانْ دَارَنْدْ هَمَه  هُو هُو  ذِكْرْ آرَنْدْ بَدَرْ مَعْنَاىِ: حَىُّ حَىْ ۝ چُو  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ  بَرَابَرْ مٖيزَنَدْ هَرْشَىْ ۝ دَمَادَمْ جُويَدَنْدْ  يَا حَقْ  سَرَاسَرْ گُويَدَنْدْ  يَا حَىْ  بَرَابَرْ مٖيزَنَنْدْ  اَﷲْ  ۝

فَيَا حَىُّ يَاقَيُّومُ بِحَقِّ اِسْمِ حَىِّ قَيُّومِ

حَيَاتىٖ دِهْ بَه اٖينْ قَلْبِ پَرٖيشَانْ رَا ۝ اِسْتِقَامَتْ دِهْ بَه اٖينْ عَقْلِ مُشَوَّشْ رَا… آمٖينْ

 

Barla Yaylası Tepelice’de çam, katran, ardıç, karakavak meyvesi hakkında yazılan Farisî beyitlerin manası:

هَرْكَسْ بِتَمَاشَاگَهِ حُسْنَاتَه زِهَرْ جَاىْ تَشْبٖيهِ نِگَارَانْ بِجَمَالَاتَه دِنَازِنْ

Hatırıma geldi; kalbim dahi ibret manalarını ifade için şöyle ağladı:

Yani: Senin temaşagâh-ı hüsnüne herkes her yerden koşup gelmiş. Senin cemalinle nazdarlık ediyorlar.

يَارَبْ! هَرْحَىْ بِتَمَاشَاگَهِ صُنْعِ تُو زِهَرْ جَاىْ بَتَازٖى

Her zîhayat Senin temaşagâh-ı sanatın olan zemin yüzüne her yerden çıkıp bakıyorlar.

زِنَشٖيبُ اَزْ فِرَازٖى مَانَنْدِ دَلَالَانْ بِنِدَاءِ بِآوَازٖى

Aşağıdan, yukarıdan dellâllar gibi çıkıp bağırıyorlar.

دَمْ دَمْ زِجَمَالِ نَقْشِ تُو زِهَوَاىِ شَوْقِ تُو دَرْ رَقْصِ بَازٖى

Senin cemal-i nakşından keyiflenip, o dellâlmisal ağaçlar oynuyorlar.

زِكَمَالِ صُنْعِ تُو خُوشْ خُوشْ بِگَازٖى [2](نُسْخَه)

Senin kemâl-i sanatından neşelenip, güzel güzel sadâ veriyorlar.

زِشٖيرٖينٖى آوَازِ خُودْ هَىْ هَىْ دِنَازٖى

Güya sadâlarının tatlılığı, onları da neşelendirip nazeninâne bir naz ettiriyor.

أَزْ وَىْ رَقْصَه آمَدْ جَزْبَه خَازٖى

İşte ondandır ki; şu ağaçlar raksa gelmiş, cezbe istiyorlar.

أَزٖينْ آثَارِ رَحْمَتْ يَافْتْ هَرْ حَىْ دَرْسِ تَسْبٖيحُ نَمَازٖى

Şu rahmet-i İlâhiyenin âsârıyladır ki; her zîhayat, kendine mahsus tesbih ve namazın dersini alıyorlar.

ا۪يسْتَادَسْتْ هَرْ يَكٖى بَرْ سَنْگِ بَالَا سَرْفِرَازٖى

Ders aldıktan sonra, her bir ağaç, yüksek bir taş üzerinde Arşa başını kaldırıp durmuşlar.

دِرَازْ كَرْدَسْتْ دَسْتْهَارَا بَدَرْگَاهِ اِلٰهٖى هَمْ چُوشَهْبَازٖى

Her birisi, yüzler ellerini, Şehbaz-ı Kalender HÂŞİYE-1[3] gibi dergâh-ı İlâhîye uzatıp muhteşem bir ibadet vaziyetini almışlar.

بِجُنْبٖيدَسْتْ زُلْف۫هَا رَا بَشَوْقْ اَنْــگٖيزِ شَهْنَازٖى HÂŞİYE-2[4]

Oynattırıyorlar zülüfvârî küçük dallarını ve onunla temaşa edenlere de latîf şevklerini ve ulvî zevklerini ihtar ediyorlar.

بَبَالَا مٖيزَنَنْدْ أَزْ پَرْدَه هَاىِ  هَاىِ هُوىِ  عَشْقْ بَازٖى

Aşkın “hay huy” perdelerinden en hassas tellere, damarlara dokunuyor gibi sadâ veriyorlar. (NÜSHA)[5]

مٖيدِهَدْ هُوشَه گٖيرِينْهَاىِ دَرِينْهَاىِ زَوَالٖى اَزْ حُبِّ مَجَازٖى

Fikre şu vaziyetten şöyle bir mana geliyor: Mecazî muhabbetlerin zeval elemiyle gelen ağlayış, hem derinden derine hazin bir enini ihtar ediyorlar.

بَرْ سَرِ مَحْمُودْهَا نَغْمَهَاىِ حُزْنْ اَنْگٖيزِ اَيَازٖى

Mahmudların, yani Sultan Mahmud gibi mahbubundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüzn-âlûd mahbublarının nağmesinin tarzını işittiriyorlar.

مُرْدَهَا رَا نَغْمَهَاىِ اَزَلٖى اَزْ حُزْنْ ا۫نْگٖيزِ نَوَازٖى

Dünyevî sadâların ve sözlerin dinlemesinden kesilmiş olan ölmüşlere; ezelî nağmeleri, hüznengiz sadâları işittiriyor gibi bir vazifesi var görünüyorlar.

رُوحَه  مٖى آيَدْ اَزُو زَمْزَمَهءِ نَازُ نِيَازٖى

Ruh ise şu vaziyetten şöyle anladı ki: Eşya, tesbihat ile Sâni-i Zülcelâl’in tecelliyat-ı esmasına mukabele edip, bir naz-niyaz zemzemesidir; geliyor.

قَلْبْ مٖيخَوَانَدْ اَزٖينْ آيَاتْهَا سِرِّ تَوْحٖيدْ زِعُلُوِّ نَظْمِ اِعْجَازٖى

Kalp ise, şu her biri birer âyet-i mücesseme hükmünde olan şu ağaçlardan sırr-ı tevhidi, bu i’câzın ulüvv-ü nazmından okuyor. Yani, hilkatlerinde o derece harika bir intizam, bir sanat, bir hikmet vardır ki, bütün esbab-ı kâinat birer fail-i muhtar farz edilse ve toplansalar, taklit edemezler.

نَفْسْ مٖيخَوَاهَدْ دَرْ اٖينْ وَلْوَلَهَا زَلْزَلَهَا زَوْقِ بَاقٖى دَرْ فَنَاىِ دُنْيَا بَازٖى

Nefis ise, şu vaziyeti gördükçe, bütün rûy-i zemin velveleâlûd bir zelzele-i firakta yuvarlanıyor gibi gördü, bir zevk-i bâkî aradı; “Dünyaperestliğin terkinde bulacaksın” manasını aldı.

عَقْلْ مٖيبٖينَدْ اَزٖينْ زَمْزَمَهَا دَمْدَمَهَا: نَظْمِ خِلْقَتْ،نَقْشِ حِكْمَتْ، كَنْزِ رَازٖى

Akıl ise, şu zemzeme-i hayvan ve eşcardan ve demdeme-i nebat ve havadan gayet manidar bir intizam-ı hilkat, bir nakş-ı hikmet, bir hazine-i esrar buluyor; her şey çok cihetlerle Sâni-i Zülcelâl’i tesbih ettiğini anlıyor.

آرْزُو مٖيدَارَدْ هَوَا اَزٖينْ هَمْهَمَهَا هُوهُوهَا مَرْگِ خُودْ دَرْ تَرْكِ اَزْوَاقِ مَجَازٖى

Heva-i nefis ise, şu hemheme-i hava ve hevheve-i yapraktan öyle bir lezzet alıyor ki, bütün ezvâk-ı mecazîyi ona unutturup, o heva-i nefsin hayatı olan zevk-i mecazîyi terk etmekle, bu zevk-i hakikatte ölmek istiyor.

خَيَالْ بٖينَدْ اَزٖينْ اَشْجَارْ مَلَائِكْ رَا جَسَدْ آمَدْ سَمَاوٖى بَاهَزَارَانْ نَىْ

Hayal ise, görüyor; güya şu ağaçların müekkel melâikeleri içlerine girip, her bir dalında çok neyler takılan ağaçları cesed olarak giymişler, güya Sultan-ı Sermedî, binler ney sadâsıyla muhteşem bir resm-i küşadda onlara onları giydirmiş ki, o ağaçlar câmid, şuursuz cisim gibi değil, belki gayet şuurkârâne manidar vaziyetleri gösteriyorlar.

اَزٖينْ نَيْهَا شُنٖيدَتْ هُوشْ سِتَايِشْهَاىِ ذَاتِ حَىْ

İşte o neyler, semavî, ulvî bir musikiden geliyor gibi safî ve müessirdirler. Fikir o neylerden, başta Mevlâna Celâleddin-i Rumî olarak bütün âşıkların işittikleri elemkârâne teşekkiyat-ı firakı işitmiyor. Belki Zat-ı Hayy-ı Kayyum’a karşı takdim edilen teşekkürat-ı Rahmaniyeyi ve tahmidat-ı Rabbaniyeyi işitiyor.

وَرَقْهَا رَا زَبَانْ دَارَنْدْ هَمَه  هُو هُو  ذِكْرْ آرَنْدْ بَدَرْ مَعْنَاىِ: حَىُّ حَىْ

Madem ağaçlar, birer cesed oldu; bütün yapraklar dahi diller oldu. Demek her biri, binler dilleri ile, havanın dokunmasıyla “Hû, Hû” zikrini tekrar ediyorlar. Hayatlarının tahiyyatıyla sâniinin Hayy-ı Kayyum olduğunu ilân ediyorlar.

چُو  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ  بَرَابَرْ مٖيزَنَدْ هَرْشَىْ

Çünkü bütün eşya  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ deyip, kâinatın azîm halka-i zikrinde beraber zikrederek çalışıyorlar.

دَمَادَمْ جُويَدَنْدْ  يَا حَقْ  سَرَاسَرْ گُويَدَنْدْ  يَا حَىْ  بَرَابَرْ مٖيزَنَنْدْ  اَﷲْ

Vakit be vakit lisan-ı istidat ile Cenab-ı Hak’tan hukuk-u hayatını “Yâ Hak!” deyip, hazine-i rahmetten istiyorlar. Baştan başa da hayata mazhariyetleri lisanıyla “Yâ Hay” ismini zikrediyorlar.

فَيَا حَىُّ يَاقَيُّومُ بِحَقِّ اِسْمِ حَىِّ قَيُّومِ

[6]حَيَاتٖى دِهْ بَاٖينْ قَلْبِ پَرٖيشَان رَا ۝ اِسْتِقَامَتْ دِهْ بَاٖينْ عَقْلِ مُشَوَّشْ رَا… آمٖينْ

 

Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2023, s. 252

[1] Cezerî, İkdü’l-Cevherî fî Şerhi Divani’ş-Şeyh Cezerî, s 438.

[2] نُسْخَه: زِهَوَاىِ شَوْقِ تُو

[3] HÂŞİYE-1: Şehbaz-ı Kalender, meşhur bir kahramandır ki, Şeyh Geylânî’nin irşadıyla, dergâh-ı İlâhîye iltica edip, mertebe-i velâyete çıkmıştır.

[4] HÂŞİYE-2: Şehnaz-ı Çelkezî, kırk örme saç ile meşhur bir dünya güzelidir.

[5] NÜSHA: Şu nüsha mezaristandaki ardıç ağacına bakar:

بَبَالاَ مٖيزَنَنْدْ أَزْ پَرْدَه هَاىِ هَاىُ هُوىِ چَرْخِ ب۫ازٖى مُرْد۫هَارَا نَغْمَهَاىِ اَزَلٖى اَزْ حُزْنْ اَنْگٖيزِ نَوَازٖ

[6] Ey Hayy ve Kayyum olan! Hayy ve Kayyum isimlerin hürmetine, bu perişan kalbe bir hayat ver, bu müşevveş akla doğru yolu göster… Âmin.

Modülü İndir (PDF)

Modül_101.pdf
Size: 206,20 KB

Modül Değişiklik Önerisi Formu
Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
Ağaçların Allah’ı Zikretmesi
Free
Seviye
Seviye 3
Süre 40 dakika
Konu