Hz. Ali’nin (ra) Velayet ve Hilafetle İlgili Vazifeleri

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt Konu)

Hz. Ali'nin (ra) Velayet ve Hilafetle İlgili Vazifeleri

Amaç

• Hz. Ali'nin (ra) iki cihetini (şahsi kemalatı ve Al-i Beyt'in şahs-ı manevisini temsil etmesi) ayırt eder.

• Hz. Ali'nin hilafetinin teehhür etmesindeki (sonraya bırakılmasındaki) ilahi muradı ve bu süreçteki hikmetleri (tefrikadan korunma, fitnelere karşı mukavemet) kavrar.

• Dünyevi saltanatın aldatıcılığına karşılık Al-i Beyt'in "hakaik-i İslâmiyeyi muhafaza" vazifesini idrak eder.

• Hz. Ali'nin (ra) zahiri hilafetin ötesinde, kıyamete kadar sürecek olan manevi saltanatını ve "Şah-ı Velayet" unvanının önemini kavrar.

• Hz. Ali'nin (ra) harika ilmiyle Kur'an'ın tevili ve istikbalden haber veren (Celcelutiye gibi) eserleri arasındaki bağı fark eder.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

• Boşluk Doldurma: Nedenlerin ve sonuçların açıklanması gereken durumlarda, metindeki temel hakikatlerin öğrenciler tarafından anlamlı şekilde tamamlanmasıdır.

• Tombala Etkinliği: Hazırlanan soruların bir kutudan çekilerek cevaplanmasıyla ilerleyen, bilgiyi pekiştiren bir oyundur.

Materyal ve Teknoloji

Kâğıt, Kalem, Pano, Kutu

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • Giriş: Güdüleme ve Hazırlık: Öğrencilere "İlmin kapısı olmak ne demektir?" sorusu yöneltilir.
  • • Hz. Ali'nin (ra) fevkalade liyakatine rağmen neden ilk halife olmadığına dair tarihi sual sınıfa bırakılarak merak uyandırılır.
  • Gelişme:
  • Uygulama
  • * Boşluk Doldurma ve Analiz: Metinler üzerinde bireysel çalışma yapılır. Özellikle "Saltanat-ı dünyeviye ........ dır" ve "Ben Kur'an'ın tenzili için harp ettim, sen de ........ için harp edeceksin!" cümlelerindeki boşlukların (aldatıcıdır / tevili) doldurulması ve bu ifadelerin neden-sonuç bağlamında yorumlanması istenir. Öğrenciler bu temel hakikatler üzerine beşer cümlelik özgün açıklamalar hazırlar.
  • • Tombala Etkinliği: Öğrenciler okudukları bölümlerden (Hz. Ali'nin cesareti, Al-i Beyt'in vazifesi, Şah-ı Velayet unvanı vb.) beşer soru hazırlar. Sorular kutuya atılır; her öğrenci çektiği soruyu cevaplar ve sözü bir arkadaşına bırakır.
  • Sonuç: Özetleme; Hz. Ali'nin zahiri bir mağlubiyet gibi görünen siyasi sürecinin aslında kıyamete kadar sürecek "Üstad-ı Küll" (herkesin hocası) makamını kazandırdığı vurgulanarak ders toparlanır.
  •  

Ölçme ve Değerlendirme

Öğrenme Galerisi: 4'er kişilik gruplar, "Hz. Ali'nin Velayet Vazifesi" ve "Hilafet Hikmetleri" başlıklarında öğrendikleri anahtar bilgileri kağıtlara yazıp panoya asarlar.
• Gruplar galeriyi gezer; "Neden Emeviye döneminde İslam hakikatleri muhafaza edildi?" veya "Neden Hz. Ali hakkında daha çok hadis yayıldı?" gibi kritik noktaları not alarak eksiklerini tamamlarlar.

İlişkili Metinler

(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

Şu makamda bir mühim sual vardır ki denilir ki:
Hazret-i Ali, o derece hilâfete liyakati olduğu ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma karabeti ve harikulâde cesaret ve ilmi ile beraber, neden hilâfette takaddüm ettirilmedi? Ve neden onun hilâfeti zamanında İslâm çok keşmekeşe mazhar oldu?”
Elcevap: Âl-i Beytten bir kutb-u a’zam demiş ki: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali’nin (ra) hilâfetini arzu etmiş; fakat gâibden ona bildirilmiş ki murad-ı İlâhî başkadır. O da, arzusunu bırakıp, murad-ı İlâhîye tâbi olmuş.”
Murad-ı İlâhînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki: Vefat-ı Nebevîden sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler, eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali’nin hilâfeti zamanında zuhura gelen hâdisatın şehadetiyle ve Hazret-i Ali’nin mümâşatsız, pervasız, zahidâne, kahramanâne, müstağniyâne tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaati itibarıyla, çok zatlarda ve kabilelerde rekabet damarını harekete getirip tefrikaya sebep olmak kaviyyen muhtemeldi.

Hem Hazret-i Ali’nin hilâfetinin teehhür etmesinin bir sırrı da şudur ki: Gayet muhtelif akvamın birbirine karışmasıyla, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi sonra inkişaf eden yetmiş üç fırka efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde, fitneengiz hâdisatın zuhuru zamanında Hazret-i Ali gibi harikulâde bir cesaret ve feraset sahibi, Hâşimî ve Âl-i Beyt gibi kuvvetli, hürmetli bir kuvvet lâzım idi ki dayanabilsin. Evet, dayandı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi, “Ben Kur’ân’ın tenzili için harp ettim; sen de tevili için harp edeceksin.”

Hem eğer Hazret-i Ali (ra) olmasaydı, dünya saltanatı, mülûk-i Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. Halbuki karşılarında Hazret-i Ali (ra) ve Âl-i Beyti gördükleri için, onlara karşı muvazeneye gelmek ve ehl-i İslâm nazarında mevkilerini muhafaza etmek için, ister istemez, Emeviye Devleti reislerinin umumu, kendileri olmasa da, herhalde teşvik ve tasvipleriyle, etbaları ve taraftarları, bütün kuvvetleriyle hakaik-ı İslâmiyeyi ve hakaik-ı imaniyeyi ve ahkâm-ı Kur’âniyeyi muhafazaya ve neşre çalıştılar. Yüz binlerle müçtehidîn-i muhakkikîn ve muhaddisîn-i kâmilîn ve evliyalar ve asfiyalar yetiştirdiler. Eğer karşılarında Âl-i Beytin gayet kuvvetli velâyet ve diyanet ve kemâlâtı olmasaydı, Abbasîlerin ve Emevîlerin âhirlerindeki gibi, bütün bütün çığırdan çıkmak kaviyyen muhtemeldi.
Eğer denilse: “Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevîde takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstahak onlardı.”

Elcevap: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur’âniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi masum olmalı, veyahut Hulefa-i Raşidîn ve Ömer bin Abdülaziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbasî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın. Halbuki Mısır’da Âl-i Beyt namına teşekkül eden devlet-i Fatımiye hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidîn hükûmeti ve İran’da Safevîler devleti gösteriyor ki saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dîni ve hizmet-i İslâmiyet’i onlara unutturur. Halbuki saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyet’e ve Kur’ân’a hizmet etmişler.
İşte bak: Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktab-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı A’zam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî; ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelabidin ve Cafer-i Sadık –ki her biri, birer manevî mehdî hükmüne geçmiş– manevî zulmü ve zulümatı dağıtıp, envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-ı imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.
(Mektubat, s. 121-122-123, Yeni Asya Neşriyat, Nisan-2023)
***

Eğer desen: Hilâfet-i İslâmiye noktasında İmam-ı Ali’nin fevkalâde iktidarı, harikulâde zekâsı ve yüksek liyakatiyle beraber, seleflerine nisbeten muvaffakıyetsizliği nedendir?

Elcevap: O mübarek zat, siyaset ve saltanattan ziyade, daha çok mühim başka vazifelere lâyık idi. Eğer tam muvaffakıyet-i siyasiye ve tamam saltanat olsaydı, “Şah-ı Velâyet” ünvan-ı manidarını bihakkın kazanamayacaktı. Halbuki zâhirî ve siyasî hilâfetin pek çok fevkinde, manevî bir saltanat kazandı ve üstad-ı küll hükmüne geçti; hatta kıyamete kadar saltanat-ı manevîsi bâkî kaldı.
(Mektubat, s. 68, Yeni Asya Neşriyat, Nisan-2023)
***
Elcevap: Hazret-i Ali’ye (ra) iki cihetle bakılmak gerektir. Bir ciheti şahsî kemalât ve mertebesi noktasından, ikinci cihet Âl-i Beyt’in şahs-ı manevîsini temsil ettiği noktasındandır. Âl-i Beyt’in şahs-ı manevîsi ise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir nevi mahiyetini gösteriyor.

İşte birinci nokta itibarıyla, Hazret-i Ali (ra) başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’i (ra) takdim ediyorlar. Hizmet-i İslâmiyette ve kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler.

İkinci nokta cihetinde Hazret-i Ali (ra) şahs-ı manevî-i Âl-i Beyt’in mümessili ve şahs-ı manevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (asm) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. İşte Hazret-i Ali (ra) hakkında fevkalâde senakârâne ehadis-i Nebeviye, bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin (ra) neslidir.”

Hazret-i Ali’nin (ra) şahsı hakkında sair hulefadan ziyade senakârâne ehadisin kesretle intişarının sırrı şudur ki: Emevîler ile Haricîler ona haksız hücum ve tenkis ettiklerine mukabil, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakkında rivâyâtı çok neşrettiler. Sair Hulefa-i Raşidîn ise öyle tenkit ve tenkise çok maruz kalmadıkları için onlar hakkındaki ehadisin intişarına ihtiyaç görülmedi.

Hem istikbalde Hazret-i Ali (ra) elîm hâdisâta ve dahilî fitnelere maruz kalacağını nazar-ı nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali’yi (ra) me’yusiyetten ve ümmetini onun hakkında sû-i zandan kurtarmak için (2) مَنْ كُنْتُ مَوْلَاهُ فَعَلِىٌّ مَوْلَاهُ gibi mühim hadislerle Hazret-i Ali’yi (ra) teselli ve ümmeti irşad etmiştir.
(Lem’alar, s. 40, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2022)
***

KERAMET-İ ALEVİYENİN NETİCESİ
Madem Hazret-i Ali (ra) (3) اَنَا مَد۪ينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِىٌّ بَابُهَا hadisine mazhardır. Hem madem “Şah-ı Velâyet” ünvanını alarak harika kerametleri göstermiştir. Hem madem âhirzamanda gelen hâdiselere karşı, Kur’ân ve Âl-i Beyt cihetinde, herkesten ziyade alâkadardır. Hem madem esrarlı Kaside-i Ercûze’de ve meşhur Kaside-i Celcelûtiye’sinde vakıat-ı istikbaliyeden haber veriyor. Ve “Esrar-ı gaybiyeyi benden sorunuz” diye iddia ederek kısmen davasını ihbarat-ı sadıka-i gaybiye ile ispat etmiştir. Hem madem o iki kasidesinde takip ettiği en mühim esas ve en büyük ders İsm-i A’zam’dır. Ve İsm-i A’zam ile meşgul olanlar ile konuşur, teselli ve teşcî eder. Hem madem o kasideler istikbale baktıkları vakit çok emareler ve işaretler ile hem manalarıyla, hem cifrî hesabıyla şu zamanımızı ve şu zamandaki hadisat-ı acibeye parmak basıyor ve aynı hâdiseyi mükerreren işaretle gösteriyor. Hem madem Risale-i Nur bu zamanda iman ve Kur’ân hizmetinde Hazret-i Ali’nin (ra) nazarına çarpacak en ehemmiyetli bir hâdisedir. Ve Hazret-i Ali (ra) tesisinde harika ilmiyle ve harikulâde şecaatıyla cihanpesendâne hizmet ettiği ve üstünde titrediği hakaik-ı imaniye ve Kur’âniyeyi harika bir tarzda kat’î bürhanlarıyla ispat eden Risale-i Nur, o kudsî hakikatleri güneş gibi göstermiştir.
(Sikke i Tasdiki Gaybi, s. 161, Yeni Asya Neşriyat, Mayıs-2024)
***

(4) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(5) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

 

1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Ben kimin dostuysam, Ali de onun dostudur. (Tirmizî, Menakıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 1: 84, 118, 119, 152, 331, 4: 281, 368, 370, 382, 5: 347, 366, 419; Münavî, Feyzü’l-Kadîr, 6: 218.)
3. Ben ilmin şehriyim, Ali ise onun kapısıdır. (Tirmizî, Menakıb: 20; Hâkim, Müstedrek, 3:126.)
4. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
5. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)

Modülü İndir (PDF)

Modül No.231.pdf
Size: 202,49 KB

Modül Değişiklik Önerisi Formu
Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
fe7db051-060e-40f7-bf20-3eed8d84bd2d
Free
Seviye
Seviye 3
Süre 40 dakika