Kâinatta Tesadüf Var mı?

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt Konu)

Kâinatta Tesadüf Var mı?

Amaç

• Mevcudatın (varlıkların) oluşumu için aklen mümkün olan yollar arasından sadece "Vahdaniyet" yolunun makul olduğunu, diğer yolların (sebepler, kendi kendine oluşum, tabiat) imkânsızlığını kavrar.

• En küçük bir canlıdan en büyük sistemlere kadar kâinattaki her şeyin hassas bir ölçü (mizan) ve ilimle var edildiğini anlar.

• Kâinattaki harika sanatın, şuursuz ve cansız sebeplerin eseri olamayacak kadar mükemmel bir intizama sahip olduğunu fark eder.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

• Beyin Fırtınası: Bir aşçı olmadan mutfak malzemelerinin kendi kendine bir çorbaya dönüşüp dönüşemeyeceği üzerine özgün fikirler üretilmesidir.

• Soru-Cevap: Malzemelerin oranları, temini ve bir araya gelme süreçleri üzerinden mantıksal sorgulamalar yapılmasıdır.

Materyal ve Teknoloji

Mutfak malzemeleri

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • • Giriş ve Uygulama: Sınıfa tarhana çorbası için gerekli olan su, tarhana, nane, yağ ve salça gibi malzemeler getirilir. Malzemeler tezgâha konulur ancak hiç kimse onlara dokunmaz.
  • • Beyin Fırtınası: Öğrencilere şu soru yöneltilir: "Biz bu malzemelere dokunmadan, bir aşçı müdahale etmeden, sadece bekleyerek bu malzemelerin lezzetli bir çorbaya dönüşme ihtimali nedir?".
  • • Analoji (Eczane Misali): Metindeki "Eczane" örneği ile çorba örneği birleştirilir. Nasıl ki bir eczanedeki şişelerin tesadüfen devrilip tam ölçüsünde karışarak hayat veren bir macun (tiryak) oluşturması aklen imkânsızsa; kâinattaki elementlerin de tesadüfen birleşip bir sineği veya bir çiçeği oluşturması aynı derecede imkânsızdır.
  • • Sorgulama: "Çorbayı kim yapacak?" sorusu üzerinden, kör ve sağır sebeplerin (ateşin, suyun, tencerenin) tek başına çorba yapamayacağı, mutlaka bir irade ve ilim sahibi (Aşçı/Sâni) gerektiği vurgulanır.

Ölçme ve Değerlendirme

• Senaryo Temelli Yazım: Öğrencilerden şu soruya cevap veren kısa bir metin yazmaları istenir: "Eğer birisi size 'Kâinat kendi kendine, tesadüfen oluştu' deseydi, mutfaktaki çorba malzemelerini örnek vererek onu nasıl ikna ederdiniz?".
• Tartışma: Yazılan cevaplar sınıfta okunur. "Hassas ölçü" (mizan) ve "sanatlı yaratılış" kavramlarının bu cevaplarda ne kadar yer aldığı öğretmen rehberliğinde değerlendirilir.
 

İlişkili Metinler

(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

Mukaddime
Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var; ehl-i iman bilmeyerek istimal ediyorlar. Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz:
• Birincisi: Evcedethü’l-esbab, yani, “Esbab bu şeyi icad ediyor.”
• İkincisi: Teşekkele binefsihî, yani, “Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor.”
• Üçüncüsü: İktezathü’t-tabiat, yani, “Tabiîdir, tabiat iktiza edip icad ediyor.”

Evet, madem mevcudat var ve inkâr edilmez. Hem her mevcut sanatlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem madem kadim değil, yeniden oluyor. Her halde ey mülhid, bu mevcudu, meselâ bu hayvanı, ya diyeceksin ki esbab-ı âlem onu icad ediyor, yani esbabın içtimaında o mevcut vücud buluyor veyahut o kendi kendine teşekkül ediyor veyahut tabiat muktezası olarak, tabiatın tesiriyle vücuda geliyor veyahut bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretiyle icad edilir.
Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhal, battal, mümteni, gayr-i kabil oldukları kat’î ispat edilse, bizzarure ve bilbedahe dördüncü yol olan tarîk-ı vahdaniyet şeksiz, şüphesiz sabit olur.
AMMA BİRİNCİ YOL ki, esbab-ı âlemin içtimaıyla teşkil-i eşya ve vücud-u mahlûkattır. Pek çok muhalâtından yalnız üç tanesini zikrediyoruz.
BİRİNCİSİ
Bir eczahanede, gayet muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden, zîhayat bir macun istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak, onlardan yapılmak icab etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan her birisini tetkik ettik.
Görüyoruz ki o kavanoz şişelerden her birisinden, bir mizan-ı mahsusla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından ve hakeza muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hasiyetini gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik. Her bir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki zerre miktarı noksan veya ziyade olsa tiryak hassasını kaybeder. O kavanozlar elliden ziyade iken, her birisinden ayrı bir mizanla alınmış gibi ayrı ayrı miktarda eczaları alınmış.
Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki o şişelerden alınan muhtelif miktarlar, şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, her birisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa “Bu fikri kabul etmem” diye kaçacaktır.
İşte bu misal gibi her bir zîhayat elbette zîhayat bir macundur. Ve her bir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkib edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra isnad edilse ve “Esbab icad etti” denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücud bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.
Elhâsıl, şu eczahane-i kübra-i âlemde, Hakîm-i Ezelî’nin mizan-ı kaza ve kaderiyle alınan mevadd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilim ve her şeye şâmil bir irade ile vücud bulabilir. “Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan küllî anâsır ve tabâyi ve esbabın işidir” diyen bedbaht, “O tiryak-ı acib, kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur” diyen divane bir hezeyancı, sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır. Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne, divanece bir hezeyandır.
İKİNCİ MUHAL
Eğer her şey, Vahid-i Ehad olan Kadîr-i Zülcelâl’e verilmezse, belki esbaba isnad edilse, lâzım gelir ki, âlemin pek çok anâsır ve esbabı, her bir zîhayatın vücudunda müdahalesi bulunsun.
Halbuki sinek gibi bir küçük mahlûkun vücudunda, kemal-i intizamla, gayet hassas bir mizan ve tamam bir ittifakla, muhtelif ve birbirine zıt, mübayin esbabın içtimaı o kadar zâhir bir muhaldir ki, sinek kanadı kadar şuuru bulunan, “Bu muhaldir, olamaz” diyecektir.
Evet, bir sineğin küçücük cismi, kâinatın ekser anâsır ve esbabıyla alâkadardır, belki bir hülâsasıdır. Eğer Kadîr-i Ezelî’ye verilmezse, o esbab-ı maddiye, onun vücudu yanında bizzat hâzır bulunmak lâzım; belki onun küçücük cismine girmek gerektir. Belki cisminin küçük bir numunesi olan gözündeki bir hücresine girmeleri icab ediyor. Çünkü sebep maddî ise, müsebbebin yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları yerleşmeyen o hücrecikte, erkân-ı âlem ve anâsır ve tabâyiîn, maddeten içinde bulunup, usta gibi içinde çalıştıklarını kabul etmek lâzım geliyor. İşte Sofestaînin en eblehleri dahi böyle bir meslekten utanıyor.
ÜÇÜNCÜ MUHAL
اَلْوَاحِدُ لَا يَصْدُرُ اِلَّا عَنِ الْوَاحِدِ kaide-i mukarreresiyle, “Bir mevcudun vahdeti varsa, elbette bir vahidden, bir elden sudûr edebilir.” Hususan o mevcut, gayet mükemmel bir intizam ve hassas bir mizan içinde ve cami’ bir hayata mazhar ise, bilbedahe, sebeb-i ihtilâf ve keşmekeş olan müteaddit ellerden çıkmadığını, belki gayet kadîr, hakîm olan bir tek elden çıktığını gösterdiği halde; hadsiz ve câmid ve cahil, mütecaviz, şuursuz, karma karışıklık içinde, kör, sağır esbab-ı tabiiyenin karma karışık ellerine –hadsiz imkânat yolları içinde ve içtima ve ihtilâtla o esbabın körlüğü, sağırlığı ziyadeleştiği halde– o muntazam ve mevzun ve vahid bir mevcudu onlara isnad etmek, yüz muhali birden kabul etmek gibi akıldan uzaktır.
Haydi bu muhalden kat’-ı nazar, esbab-ı maddiyenin elbette tesirleri, mübaşeretle ve temasla olur. Halbuki o esbab-ı tabiiyenin temasları, zîhayat mevcutların zâhirleriyledir. Halbuki görüyoruz ki, o esbab-ı maddiyenin elleri yetişmediği ve temas edemedikleri o zîhayatın bâtını, on defa zâhirinden daha muntazam, daha latif, sanatça daha mükemmeldir. Esbab-ı maddiyenin elleri ve aletleriyle hiçbir cihetle yerleşemedikleri, belki tam zâhirine de temas edemedikleri küçücük zîhayat, küçücük hayvancıklar, en büyük mahlûklardan daha ziyade sanatça acib, hilkatçe bedî’ bir surette oldukları halde, o câmid, cahil, kaba, uzak, büyük ve birbirine zıt olan sağır, kör esbaba isnad etmek, yüz derece kör, bin derece sağır olmakla olur!
(Lem’alar, s. 295-298, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2022)
***

(2) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(3) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

 

1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
3. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)

Modülü İndir (PDF)

Modül No. 305.pdf
Size: 213,26 KB

Modül Değişiklik Önerisi Formu
Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
editor-2018-07-678x381
Free
Seviye
Seviye 2
Süre 40 dakika