İmanın Tarifi

Modül Temel Bilgileri

Modül (Alt konu)

İmanın Tarifi

Öğrenme Çıktıları (Amaçlar)

Taklidi iman ile tahkiki iman arasındaki farkı, Allah’ın kâinatta tecelli eden isim ve sıfatları ile öğrenir. Tahkiki iman sahibinin vasıflarını öğrenir.

Yöntem ve Teknik-Etkinlik

Rulman, 5N1K, Resim Çizme

İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci

  • Etkinlik-I (Rulman)
  • • Öğrenciler iç içe 2 çember oluşturur.
  • • İçteki öğrenciler dışa doğru bakar ve dıştaki öğrenciler içe doğru bakar.
  • • İçteki öğrenciler ile dışta bulunan öğrencilerden sadece yüzleri birbirine dönük olan öğrenciler “İman nedir? İnsana ne kazandırır?” konusunda fikir alışverişinde bulunur.
  • • Öğrenciler karşılarındaki öğrenciyle 1 dakika konuştuktan sonra bir sonraki birime geçer.
  • • Bu sefer karşı karşıya gelen öğrenciler konu hakkında 1 dakika konuşur.
  • • Tüm öğrenciler birbiriyle konuşunca etkinlik tamamlanır.
  • Etkinlik-II (5N1K)
  • • 5N1K öğrencilere açıklanır. Aşağıdaki sorular tahtaya yazılır.
    • İman nedir?
    • Niçin iman ederiz?
    • Nasıl iman ederiz?
    • İman ettiğimiz Allah nerededir?
    • Âhirzaman’daki inkârın kaynağı nedir?
    • Tahkiki iman, sahibine ne kazandırır?
  • • Sınıf 4-5 gruba ayrılır.
  • • Öğrencilerden bu soruların cevaplarını defterlerine yazmaları ve bunlardan bir kavram haritası yapmaları istenir.
  • • Grupların tespit ettikleri hususlarda hep birlikte tahtaya bir kavram haritası yapılır.
  •  

Ölçme ve Değerlendirme

Etkinlik-III (Cümle Oluşturma)
  • Allah’ı bilmek,
  • Allah’a iman etmek,
  • İnkâr etmek
  • Rububiyet
  • İcmalî iman
  • Taklidî iman
  • İlmelyakin
  • Aynelyakin
  • Hakkalyakin
  • Kur’an
  • Esma-i İlâhiye
  • Marifet
  • Hakaik-ı imaniye
  • Öğrencilerden kelimelerin/kavramların 5 tanesini kullanarak cümle oluşturması istenir.• Kelime grupları ayrı ayrı oluşturularak verilebilir.
    • 5 kelime için 5 dakika şeklinde süre verilebilir.
    • Herkes yaptığı cümleleri paylaşabilir.
    Tüm gruplar bittikten sonra en başa dönülerek cümleler hep birlikte kurulur ve okunur.

    İlişkili Metinler

    (1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ


    Risale-i Nur’un kıymetini bir derece kırmak için demişler: “Herkes Allah’ı bilir. Âdî bir adam, bir velî gibi Allah’a iman eder” diye, Nurların pek yüksek ve pek çok kıymettar ve gayet lüzumlu tahşidatını ziyade göstermek istemişler. Şimdi, İstanbul’da, daha dehşetli bir fikirde, anarşi fikirli küfr-ü mutlaka düşmüş bir kısım münafıklar, Risale-i Nur gibi, ekmek ve suya ihtiyaç derecesinde herkes muhtaç olduğu imanî hakikatlerine ihtiyacı düşürmek desisesiyle diyorlar ki: “Her millet, herkes Allah’ı bilir. Onu, daha yeni ders almaya ihtiyacımız çok yok” diye mukabele etmek istiyorlar.
    Halbuki Allah ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî her şey Onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’î iman etmek; ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve
    (2) لَٓا اِلٰهَ اِلَّااللّٰهُ kelime-i kudsiyesine, hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa “Bir Allah var” deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnat etmek-hâşâ-hadsiz şerikleri hükmünde esbabı mercî tanımak ve herşeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah a iman hakikati onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki manevî Cehennemin dünyevî tâzibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.
    Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.
    Evet, kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâl’i inkâr edemez… Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lakayd kalır.
    Fakat Ona iman etmek, Kur’ân-ı Azîmüşşanın ders verdiği gibi, O Hâlık’ı, sıfatlarıyla, isimleriyle, umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir. Her ne ise…
    (Emirdağ Lahikası-150. Mektup, Mayıs-2025 s. 237-238)
    ***
    İkinci Cihet: İman, yalnız icmâlî ve taklidî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki âyinede görünen misalî güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi, imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esma-i İlâhiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alâkadar çok hakikatleri var ki, “Bütün ilimlerin ve marifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsillî ve bürhanlı marifet-i kudsiyedir” diye ehl-i hakikat ittifak etmişler.
    Evet, iman-ı taklidi, çabuk şüphelere mağlup olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan iman-ı tahkikîde pek çok merâtip var. O merâtiplerden ilmelyakîn mertebesi, çok bürhanlarının kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır. Halbuki taklidî iman bir şüpheye karşı bazan mağlup olur.
    Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki esma-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur’ân gibi okuyabilecek derecesine gelir.
    Hem bir mertebesi de hakkalyakîndir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemez. Ve ulema-i ilm-i kelâmın binler cild kitapları, akla ve mantığa istinaden telif edilip, yalnız o marifet-i imaniyenin bürhanlı ve aklî bir yolunu göstermişler. Ve ehl-i hakikatin yüzer kitapları keşfe, zevke istinaden o marifet-i imaniyeyi daha başka bir cihette izhar etmişler. Fakat, Kur’ân’ın mucizekâr cadde-i kübrası, gösterdiği hakaik-i imaniye ve marifet-i kudsiye, o ulema ve evliyanın pek çok fevkinde bir kuvvet ve yüksekliktedir.
    İşte, Risale-i Nur bu câmi ve küllî ve yüksek marifet caddesini tefsir edip, bin seneden beri Kur’ân aleyhine ve İslamiyet ve insaniyet zararına ve adem âlemleri hesabına tahribatçı küllî cereyanlara karşı Kur’ân ve iman namına mukabele ediyor, müdafaa ediyor. Elbette hadsiz tahşidâta ihtiyacı vardır ki, o hadsiz düşmanlara karşı dayanıp ehl-i imanın imanını muhafazasına Kur’ân nuruyla vesile olsun. Hadis-i şerifte vardır ki: “Bir adam seninle imana gelmesi, sana sahra dolusu kırmızı koyunlardan daha hayırlıdır.” Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur. Hatta Nakşîlerin hafî zikre verdiği büyük ehemmiyet, bu nevi tefekküre yetişmek içindir.
    (Emirdağ Lahikası- 62. Mektup, Mayıs-2025, s. 134-135)
    ***
    Silsile-i Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat’ında demiş ki: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.”
    Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehası, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.”

    Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekâvet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.
    Madem hakikat budur. Esrar-ı Kur’âniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, i’caz-ı Kur’ân’ın manevî lemeatından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hasiyetini vermiş tasavvurundayım.
    (Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, Mayıs-2025, s. 34-35)
    ***

    (3) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
    (4) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

     

    1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
    2. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur (Muhammed Suresi: 19)
    3. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
    4. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)

    Modülü İndir (PDF)

    Modül No. 238.pdf
    Size: 182,74 KB

    Modül Değişiklik Önerisi Formu
    Bu formu bitirebilmek için tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
    Yüklemek için tıklayın veya dosyayı bu alana sürükleyin.
    İmanın tarifi
    Free
    Seviye
    Seviye 2
    Süre 40 dakika
    Konu