İnsanın Temel Vazifeleri
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik-1
- Öğrenci sayısına göre gruplar oluşturulur.
- Ahiretimi kurtarmak için ne yapmalıyım?
- İnsanın hayatını ilgilendiren en önemli meseleleri önem sırasına göre tespit etmesi istenir.
- Tespit ettiği meseleleri açıklaması istenir.
- Grupların çıkardığı ilkeler grup sözcüsü tarafından okunması istenir.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Yine Gençlik Rehberi’nde izahı var. Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderâtıyla alâkadâr olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti, aynı hal) (2-HÂŞİYE) hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun? Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.
Cevaben dedim ki:
Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedahil daireler gibi her insanın kalp ve mide dairesinden, ve cesed ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden, ve vatan ve memleket dairesinden, ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar birbiri içinde daireler var. Her bir dairede, her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var ve en büyük dairede, en küçük ve muvakkat ara sıra vazife bulunabilir. Bu kıyas ile, küçüklük ve büyüklük makusen mütenasip vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle, küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp, lüzumsuz, malâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermâye-i hayatını boş yerde imhâ eder, o kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen de bu harp boğuşmalarını merak ile takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur, onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.
Birinci noktaya cevab ise:
Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hâdise; ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme davâsından daha ehemmiyetli bir davâ, herkesin başına ve bilhassa Müslümanların başlarına açılmış ki; her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek davâyı kazanmak için bilâ-tereddüd sarf edecek. İşte o davâ ise, yüz bin meşâhîr-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşidlerinin müttefikan, Kâinât Sâhibi’nin ve Mutasarrıfı’nın binler vaad ve ahidlerine istinâden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki: Herkesin -iman mukabilinde- bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen bâkî ve daimî bir tarlayı ve mülkü, kazanmak veya kaybetmek davası başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse, kaybedecek. Ve bu asırda maddiyyûnluk taunuyla çoklar, o davasını kaybediyor. Hatta bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde, kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş, ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği davânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?
İşte o davayı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o davayı kaybettirmeyen harika bir dava vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî malâyaniyat ile iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur Şakirdleri, herbirimizin yüz derece aklımız ziyâde olsa da, ancak bu vazîfeye sarf etmek lâzımdır, diye kanâatimiz var.
Ey hapis musibetinde benim yeni kardeşlerim! Sizler benim ile beraber buraya gelen eski kardeşlerim gibi Risâle-i Nûr’u görmemişsiniz. Ben onları ve onlar gibi binler şâkirdleri şâhid göstererek derim ve isbat ederim ve isbat etmişim ki, o büyük davâyı, yüzde doksanına kazandıran ve yirmi senede yirmi bin adama o davânın kazancının vesîkası ve senedi ve beratı olan iman-ı tahkikîyi eline veren ve Kur’ân-ı Hakîm’in mu‘cize-i maneviyesinden neş’et edip çıkan ve bu zamanın birinci bir dava vekili bulunan Risale-i Nur’dur. Bu on sekiz senedir, benim düşmanlarım ve zındıklar ve maddiyyunlar, aleyhimde gayet gaddarâne desiselerle hükûmetin bazı erkânlarını iğfâl ederek, bizi imhâ için bu defa gibi eskide dahi hapislere, zindanlara soktukları halde, Risale-i Nur’un çelik kal’asında, yüz otuz parça cihazatından, ancak iki üç parçasına ilişebilmişler. Demek, avukat tutmak isteyen onu elde etse yeter.
Hem korkmayınız! Risale-i Nur yasak olmaz. Hükûmet-i cumhûriyenin mebusları ve erkânlarının ellerinde mühim risaleleri iki üçü müstesna olarak serbest geziyorlardı. İnşaallah bir zaman, hapishâneleri tam bir ıslahhane yapmak için bahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları mahpuslara ekmek ve ilâç gibi tevzî edecekler.
(Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, Eylül-2024, s. 226-227)
***
(3) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(4) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. HÂŞİYE: Parantez içindeki not 1946 senesine aittir.
3. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
4. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
