Ehadiyet Tecellisi
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- 1. Yöntem: Sokratik Tartışma
- A. İroni (alaysı) basamağı soruları:
- • Tek olan yaratıcının kainattaki bütün varlıkları terbiye ve idare etmesi nasıl oluyor?
- • Yaratıcı hiçbir mekânda olmadığı ve varlığı eşyadan sonsuz üstün iken, her yerde bulunması ve her şeye yakın olması nasıl oluyor?
- B. Maeutik (doğurtma/buldurma) basamağı soruları:
- • Kâinat ve içindeki eşya tek bir yaratıcının tasarrufuna verilmeyecek olsa sonuç ne olurdu?
- 1. Yöntemin Süreci
- • Öğretmen ironi sorularını tahtaya yazar.
- • Cevap niteliğindeki metni dağıtır.
- • Metin okunduktan ve üzerinde gerekli müzakereler yapıldıktan sonra maetik soru tahtaya yazılır.
- • Öğrencilerden metinden faydalanarak cevap üretmeye çalışması istenir.
- • Bu süreçte öğretmen tahtaya yazdığı sorular çerçevesinde kalarak öğrencilere sorularıyla yön verir.
- 2. Yöntem: İlke Çıkarma
- Örnek İlkesel Çıkarımlar:
- Kâinatı yaratanın, terbiye ve idare edenin tek bir ilah olduğunu kabul etmemenin neticesinde kainattaki zerreler adedince ilahların olacağını kabul etmek zorunda kalacağımı bilmeliyim.
- Kâinatın yaratıcısının herhangi bir eşyaya benzediği yanılgısına düşerek cahiller zümresine dahil olmamalıyım. Çünkü o mekândan münezzeh ve eşyadan âlidir.
- Bir tek güneşin ışığının tüm şeffaf zeminlerde yansıması örneği üzerinden aynen bunun gibi bir tek yaratıcının hükmünün her yerde an be an tecelli ettiği çıkarımına varmalıyım.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1) بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
Bir tek zat, muhtelif merâyâ vasıtasıyla külliyet kesb eder. Cüz’î-yi hakikî iken, umumî şuunata mâlik bir küllî hükmüne geçer. Meselâ, şems bir cüz’î-yi müşahhas iken, eşya-i şeffafe vasıtasıyla, öyle bir küllî hükmüne geçer ki, rûy-i zemini timsalleriyle, akisleriyle dolduruyor; hatta katarat ve parlak zerrat adedince cilveleri bulunuyor. Güneşin harareti ve ziyası ve ziyasının içinde olan yedi renkli elvan-ı seb’ası, her birisi, mukabilindeki eşyaya muhit, âmm ve şamil oldukları hâlde; her bir şeffaf şey dahi güneşin timsaliyle beraber harareti, hem ziyayı, hem elvan-ı seb’ayı göz bebeğinde saklıyor ve safî kalbini ona bir taht yapıyor.
Demek, şems, vahidiyet haysiyetiyle, ona mukabil umum eşyaya muhit olduğu gibi; ehadiyet cihetiyle, her bir şeyde güneş çok vasıflarıyla beraber, bir nevi cilve-i zatıyla bulunur.
[…]
Madem güneş gibi âciz ve musahhar mahlûklar ve ruhanî gibi madde ile mukayyed nimnuranî masnular, nuraniyet sırrıyla, bir yerde iken, pek çok yerlerde bulunabilirler; mukayyed bir cüz’î iken, mutlak bir küllî hükmünü alırlar; bir anda cüz’î bir ihtiyâr ile, pek çok muhtelif işleri yapabilirler. Acaba maddeden mücerred ve muallâ ve tahdid-i kayıt ve zulmet-i kesafetten münezzeh ve müberra ve şu umum envâr ve bütün nuraniyat Onun envâr-ı kudsiye-i esmasının bir kesif zılâli ve umum vücut ve bütün hayat ve âlem-i ervah ve âlem-i misal nimşeffaf bir âyine-i cemali ve sıfâtı muhita ve şuunatı külliye olan bir Zat-ı Akdes’in irade-i külliye ve kudret-i mutlaka ve ilm-i muhitle tecellî-i sıfâtı ve cilve-i ef’âli içindeki teveccüh-ü ehadiyetinden hangi şey saklanabilir, hangi iş ağır gelebilir, hangi şey gizlenebilir, hangi ferd uzak kalabilir, hangi şahıs külliyet kesb etmeden ona yanaşabilir?
Evet, nasıl güneş, kayıtsız nuru, maddesiz aksi vasıtasıyla, sana senin göz bebeğinden daha yakın olduğu hâlde, sen mukayyed olduğun için ondan gayet uzaksın. Ona yanaşmak için çok kayıtlardan tecerrüd etmek, çok merâtib-i külliyeden geçmek lâzım gelir. Âdeta, manen yer kadar büyüyüp, kamer kadar yükselip, sonra doğrudan doğruya güneşin mertebe-i asliyesine bir derece yanaşabilir ve perdesiz görüşebilirsin. Öyle de, Celîl-i Zülcemal, Cemil-i Zülkemâl, sana gayet yakındır. Sen Ondan gayet uzaksın.
(Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2023, s. 223-24)
***
(2) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(3) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
