Hayat mertebelerinde şehitlerin hayatı
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar- Hedefler
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
Materyal ve Teknoloji
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- İlişkili metin öğrencilere dağıtılır.
- Etkinlik-1
- Beyin Fırtınası
- ✔ Öğrencilerden tahtada daire içindeki “Şehitlik” kelimesi ile ilgili akıllarına gelen kavramları söylemeleri istenir.
- ✔ Öğretmen, öğrencilerin söylediklerini ayırt etmeden dairenin etrafına yazar.
- ✔ Söylenen kavramlar bittikten sonra, ortak noktalarına göre “manevi lezzet”, “ölümsüzlük”, “ölüm acısını hissetmeme”, “cennet”, “Allah rızası”, “” kategoriler altında gruplandırır.
- ✔ Öğrencilerden tahtaya yazılan kelimelerden yararlanarak bir “Şehitlik” tanımı yapmalarını ve yazmaları istenir.
- ✔ Öğrencilere tanımlar okutulur.
- ✔ Hep birlikte ortak “Şehitlik” tanımı oluşturulur ve yazılır.
- Etkinlik-2
- Hikayeleştirme
- ✔ Öğrenciler 3-4 kişilik gruplara ayrılır.
- ✔ Beyin fırtınasında elde edilen kelimelerden yola çıkarak “şehitliği” kendi ifadeleriyle hikayeleştirerek yazarlar.
- ✔ Manevi lezzet
- ✔ Şehitlik
- ✔ Ölümsüzlük
- ✔ Allah rızası
- ✔ Cennet
- ✔ Ölüm acısını hissetmeme
- Gruplar yazdıkları hikayeleri paylaşırlar.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
(1)بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
BİRİNCİ MEKTUP
Birinci Sual: Hazret-i Hızır aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?
Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.
…
Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur’ân’la, şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar.(2) Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.
Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. “Ben uyansam şu lezzet kaçacak” diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur. İşte, âlem-i berzahtaki emvat ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivâyatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat’îdir. Hattâ, Seyyidü’ş-Şüheda olan Hazret-i Hamza radıyallahü anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş. Hattâ, ben kendim, Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte’l-arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus’un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz’î rüya, bazı şerâit ve emâratla, geçen hakikate bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.
(Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2023, s. 17-19)
***
(3) سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
(4) وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
1. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2. Tirmizî, Cihad: 6 Nesâî, Cihad: 35; İbni Mâce, Cihad: 16; Darimî, Cihad: 7.
3. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara Suresi: 32.)
4. Duaları şu sözlerle sona erer: “Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus Suresi: 10.)
