İlk İnsanın Yaratılışı ve Yaratılış Gayesi
Modül Temel Bilgileri
Modül (Alt konu)
Amaçlar
Yöntem ve Teknik-Etkinlik
İşleniş/Öğrenme-Öğretme Süreci
- Etkinlik-1
- Hz. Ademle ve canlıların yaratılışına dair metin verilir. Öğrencilerden metinden varlıkların yaratılışlarını konu edinen 5’er soru çıkarmaları istenir.
- Öğrenciler 2 gruba ayrılır. Her grup bir başkan seçer. Öğrenciler grupları ile birlikte sorularını birleştirerek düzenlerler.
- Gruplar sırayla birbirlerine soru sorar ve cevaplarlar. Kimlerin soru soracağına ve cevap vereceğine başkan karar verir.
Ölçme ve Değerlendirme
İlişkili Metinler
﷽
Hz. Âdem (as)’ın Mahiyeti
Ve keza, ilmü’l-hayvânât ve ilmü’n-nebatatta ispat edildiği gibi, envâın sayısı iki yüz bine bâliğdir. Bu neviler için birer âdem ve birer evvel baba lâzımdır. Bu evvel babaların ve âdemlerin daire-i vücubda olmayıp, ancak mümkinattan olduklarına nazaran, behemehâl vasıtasız, kudret-i İlâhiyeden vücuda geldikleri zarurîdir. Çünkü bu nevilerin teselsülü, yani
sonsuz uzanıp gitmeleri bâtıldır. Ve bazı nevilerin başka nevilerden husule gelmeleri tevehhümü de bâtıldır. Çünkü iki neviden doğan nev’ ale’l-ekser ya akimdir veya nesli inkıtaa uğrar; tenasül ile bir silsilenin başı olamaz. Hülâsa, beşeriyet ve sair hayvanatın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei, en başta bir babada kesildiği gibi, en nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir.
Evet, şuursuz, ihtiyârsız, câmid, basit olan esbab-ı tabiiyenin bütün akılları hayrette bırakan o envâ silsilelerinin icadına kabiliyeti olduğu, daire-i imkândan hariçtir. Ve keza, kudret mu’cizelerinden birer nakş-ı garip ve birer sanat-ı acib taşıyan o envâın ihtiva ettikleri efradın da, ihtira ve yaratılışlarını o esbaba isnad etmek, yalnız bir muhalin
değil, muhalâtın en hurafesidir.
Binaenaleyh, o silsileleri teşkil eden envâ ile efrad, hudus ve imkân lisanıyla Hâlık’larının vücub-u vücuduna kat’î bir şehadetle şehadet ediyorlar.
(İşârâtü’l-İ’câz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, s. 170-71)
***
Âdem’i halk etti, tesviye etti, cesedine nefh-i ruh etti, terbiye etti, sonra esmayı talim etti ve hilâfete namzet kıldı. Sonra, vakta ki Âdem’i melâikeye tercih etmekle rüçhan meselesinde ve hilâfet istihkakında ilm-i esma ile mümtaz kıldı, makamın iktizası üzerine, eşyayı melâikeye arz ve onlardan muarazayı talep etti; sonra melâike, aczlerini hissetmekle, Cenab-ı Hakkın hikmetini ikrar ettiler. Kur’ân-ı Kerîm, buna işareten,
ني۪قِدا َص ْمُتْنُك ْنِا ِءٰٓ َلَ ُٔ و ٰٓ ه ِءآٰ َمْسَا ِ ب ى۪ن ُٔ وِ بْنَا َلاَقَف ِةَكِئ ٰٓ ل َمل ْ ا ىَ لَع ْمُهَضَرَع َّم ُ ثَ1
(İşârâtü’l-İ’câz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, s. 300)
***
2ا َه َّ لُك َءآٰ َمْسَ ْلَا َ مَد ا َ م َّ لَعَ و Yani, Cenab-ı Hak, Âdem’i (as) bütün kemalâtın mebâdîsini tazammun eden âlî bir fıtratla tasvir etmiştir ve bütün maâlînin tohumlarına mezraa olarak yüksek
bir istidat ile halk etmiştir ve mevcudatı ihata eden ulvî bir vicdan ve ihatalı on duygu ile teçhiz etmiştir. Ve bu üç meziyet sayesinde bütün hakaik-ı eşyayı öğretmeye hazırlamıştır; sonra bütün esmayı kendisine öğretmiştir.
(İşârâtü’l-İ’câz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, s. 301)
***
Evet, benî Âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mazinin derelerinden gelip, vücud ve hayat sahrasında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına
müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken kâinatın nazar-ı dikkatini celb etti. “Şu garip ve acib mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?” diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükümeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı ve aralarında şöyle bir muhavere başladı:
Hikmet: “Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?” Bu suale, benî Âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm nev-i beşere vekâleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu:
“Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî’nin kudretiyle, yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahlûklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re’sü’l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına bundan sonra Sultan-ı Ezelî’den risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelî’nin risalet beratı olarak bana verdiği Kur’ân-ı Azîmüşşan, elimdedir. Şüphen varsa al oku!”
(İşârâtü’l-İ’câz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2022, s. 26)
